Ayasofyanın yeniden cami olarak ibadete açılması;
T ü r k ü n
21 yüzyılda
İ l e r i
Ç ı k ı ş ı d ı r.
Anadoluyu yurt edinişimiz bin yılı,İstanbulu Türk&İslam şehri yapalı altıyüzyılı bulmuşken İstanbulun kadim bir medeniyet oluşuna mutlak delalet eden
A y a s o f y a
adlı kutsal mabed
imparator justinanus tarafından bitirilen yapımı hayli uzun sürmüş hristiyanlığın Avrupa kıtasındaki yayılma yerleşme sürecindeki yegane mabedidir.Belki bin yıl boyunca hristiyan dünyasında bu ölçekte bir mabed yapılmadı.
İstanbulun fethinden önce anadoluda Selçuklu Türkiyesi ve Osmanlı
Türkiyesince Bursada ulu camii,Yeşil camii ve Edirne Üç serefeli&Burmlı camii ve Muradiye camileri Ayasofya ile mukayese ecilecek islam mabedletleri değildiler.
Hal böyle oluncada İstanbulun fethine mukabil bu ölçekteki bu mabedinde müslüman kimliği ile anılması ve camii olarak istifade edilmesi gerekmekte idi.
Muhteşem Türk asırları diyebileceğimiz 16.yüzyıl ve 17.yüzyılda;
Türk İslam Medeniyeti mimaridede zirve olup; Süleymaniye Camisi ile Ayasofya Camisi her bakımdan mukayese edilir olmuş,devamında yapılan Edirne Selimiye Camisi ile ebat ve görkem olarak Türkler tarafından nihayet Ayasofya aşılmıştır.
Bu Ayasofyayı aşma kafi görülmemiş ki ; İstanbulun fethinden sonrada bizans hipodrumu olan ve at meydanı olarak Türklercede uzun süre kullanılan alanda;
Ayasofya Camisini bu maddi alanda ki Edirne Selimiyede ki tâşma ve aşmaya ek olarak yani Ayasofyanın yanı başında işte bu at meydanına Türkün incelik&zerafet içeren yoğun tezyinat sanatı uyguladıkları bu günkü Sultan Ahmet Camisi Mabedi
Mimar Sinanın öğrencilerinin öğrencisi sedefkar Mehmet Ağa tarafından 17.yüzyılın başında Manevi bir görkem arzedecek ölçüde inşa edilmiştir.Batılılar bu yoğun incelik ve bezeme sanatı arz eden ,manevi huzur veren sanat şaheseri mabede
Mavi Cami demişlerdir.
Yani Osmanlı Türk Medeniyeti Ayasofyayı bizanstan alıp aynı isimde tutmakta hiçbir beis görmeden Ayasofya Camisi olarak Osmanlı dini içtimai hayatında daima birinci sırada protokol camisi olarak görüp istifade etmekte yine Âyasofya isminde bir beis görmemiştir.
Yukarıda bahsedildiği gibi bu kutsal mabedi yani ayasofyayı aşmak için bir Sinan ve bir Süleyman birlikte zuhur edince derhal bu istikamette harekete geçilmiş ilk iş olarak Mimar Sinan bu tarihi ve görkemli yapıyı adeta tuğlasına kadar indirgeyip hem tamir ve destekleme uygulamaları yapmış hemde Ayasofyanın tüm mimari giz ve sırlarına vakıf olmuş,bu onarım ve restorasyonun bugün yapıyı ayakta tuttuğu da bilinmektedir.
Bu yoğun tadilat sürecin de Mimar Sinanın edindiği bilgi ve tecrubelerle Süleymaniyede ilk Ayasofyayı adeta tekrar etmistir.Bu kutsal mabedi her bakımdan aşma tesebbüsünde nihayet bu kutlu mabede yerinde yakınında ve evinde huzurunda değil ona saygıdan mütevellit biraz uzağında Edirnede Selimiye Camisi ile Ayasofyanın mutlak ebatlarını geçme görkem ve azametini aşmayı büyük bir incelikle yapmıştır.
Bu bile Türkün sanata ve onunla olan tatlı rekabetini nasıl bir saygı ve incelikle yürüttüğüne delalettir.
Sultan Ahmet Camisi ise Mimari Sanat ve Medeniyetinde gelinen son incelik,zerafet ve manevi ruhu ihtiva eden mavi renk ağırlıklı tezyinat sanatımızın zirvesi ile bizzat Ayasofyanın yanında ve yakınında eski bizans hipodrumunda Ayasofyanın simetrisinde yine büyük bir saygı,zerafet ve mağrurlukla cevap verilmiştir.Türk asrının hindistandaki temsilcisi Babur Şahın torunlarından Şah Cihanın mezar ekseninde yaptırdığı mezar cami birleşimi olan
T a ç M a h al yine Türk asrının her bakımdam mükemmel sanat eserlerinden ve aşılamayan zirvelerinden birisidir.Bu mabedin kubbe mimarları,nakkaşları Osmanlı Türk devletinden giden Mimar Sinanın ekolünden Mimar Mehmet İsa efendi ve ekibidir.
Osmanlı Türk Medeniyet ve Devletinin nihayete erip tasviye sürecine girdiği 20.yüzyılın başında ;
daha bir asır önce Nizamı Cedit ile Türkün rızai irade ile yaşanılan cagdaş dünyadaki; rakipleri ve muarrızları ile başedip, yaşayıp kendisi olarak kalma ve kendisi olma süreci Teceddüt asırlarımızın en netameli ve en yanlız dönemi olan Osmanlı devletinin mutlak tasfiyesi,teceddüt yolunda ki üçüncü meşrutiyet yönetim denemesi Cumhuriyet Türkiyesinin ilk çeyregi dönemi olan 1920-1950 arası dönemde ;
Günün dünya ve ülke koşullarında tamamen dış siyaset,destek belki saygı kazanma çerçevesinde tüm iç muhalefet ve siyaseti karşısına alarak yapılan 1934 tarihli Ayasofya Camisinin Ayasofya müzesine cevrilmesi kararı hayli siyasi iç tartışma eşliğinde ve yeni Türk devletimizin çagdaşı olan dünya devletleri galip galebe çalan batı avrupa medeniyeti ile olan ince çizgi arzeden karşılıklı güç ve ihtiraslarla saygı ve kabülleniş çerçevesinde nihayet 2020 yılında yeni bir hükumet tararrufuyla müze vasfındaki karar idari yargıya taşınıp hukukende yerinde görülen bu kararla
10 Temmuz 2020 itibariyle Türkün mutlak idaresi ve egenenliğinde olan bir tarihi mekan&mabed asli hüvviyetlerinden birisi olan yaklaşık beş asra yakın olduğu ve hizmet verdiği hali olan Ayasofya Camisi haline
A v d e t
etmistir.
Burada bir iç siyaset ve garizlik aramaya muhalefet olmaya yahut muhalefet aramaya gerek yoktur.
Bu hükumet kararıda başarısıda tıpkı bir önceki hükumet kararıda Türk egemenlik ve yönetim anlayışı tasarrufu olarak telakki edilmek durumundadır.
Bu kesintisiz Türk Devlet ve Medeniyetinin tarihinin insanlık aleminin içerisinde yaşanılan çagdaş dünyada ki güç,saygı ve kabul edilebilirlik çercevesinde alınmış kararlardır.
Bizlere düşen asil milletimizin ve onun kutsallarından olan inancının maneviyatının bir parçası olan bu sembolikte olsa kutsal kadim mabedi tüm siyasi tartışma,çekisme ve ihtiraslardan uzak olarak artık
A y a s o f y a
C a m i s i
olarak görüp, kabul edip onun gerek ve gerekliliklerini yerine getirmektir.
Bu Ayasofyanın yeniden camiye avdet edilmesi kararı tüm Türk Dünyasına ,
İslam alemine ve Türk Gönül Coğrafyasına bambaşka teessür edecek olup;Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükumetlerini daha etkin daha sorumlu ve icra kabiliyeti olan karar ve uygulamalarla etki ve nüfuz sahamızı atlantikten çin denizine kadar geniş alanda kesintisiz diri tutacaktır.
A y a s o f y a
C a m i s i
M i l l e t i m ize
H a y ı r l ı
V e
U ğ u r l u
O l s u n.
Avukat
Erarslan Polat