17.10.2022 18:14:00
BALKAN SAVAŞI GÜNLÜĞÜNDEN SATIRLAR
BALKAN SAVAŞI GÜNLÜĞÜNDEN SATIRLAR
Balkan Savaşı Günlüğünden Satırlar
Ve Arnavut Eniştelerimizle Empati
1894 yılında köyümüze verilen/yerleştirilen 6 kişilik Arnavut muhaciri aile bulunduğunu ve acı hikayelerini yıllar sonra öğrenmiştim. Hayvancılıkla meşgul olan beş erkek kardeş köyümüzden evlenip eniştemiz oluyor. Balkan harbi çıkınca (1912-13) belki de geldiğimiz topraklara tekrar döneriz umuduyla gönüllü olarak hepsi de savaşa katılıyor ancak hiçbiri dönemiyor ve eşleri köyde dul kalıyor.
Aşağıda özetini çıkartarak kısalttığım satırlar 110 yıl önce Balkan savaşına katılan bir askerin günlüğünden (Kitaplardaki Tarih adlı facebook sayfasından) alınmadır. Yani kendilerini hatırlayarak okuduğum satırlarda Arnavut muhaciri eniştelerimizin gidip dönemediği ve şehit olduğu savaş şartları dile getiriliyor. Empati kurarak hayalen onlarla savaşa çıktım, o atmosferi soludum sıkıntılarla boğuşmaya çalıştım. Balkan harbine giden eniştelerimiz olan Arnavut muhaciri kardeşlerin çektiği sıkıntılarını belki empatiye vesile olur düşüncesiyle köylülerimiz için açtığım sayfada da paylaşmak niyetindeyim.
Tarihi kaynaklara göre
-Bölge, İttihat Terakki devrinde Devletin, Balkanlar güvenli olduğu gerekçesiyle Trablusgarp harbi vb. gibi sebeplerle 100 bine yakın askerini çektiği bölgedir.
-Osmanlı kısa süren savaşta yardımcı destek asker gönderme şansı da yakalayamamıştır.
-Üstelik dört devlete (Bulgar, Sırp, Yunan, Karadağ krallıklarına) karşı savaş verilmektedir.
-Orduda siyasi ayrışım (İttihat Terakki- Hürriyet ve İtilaf Fırkasına yakınlık duyan subay ve generallerin birbiriyle ihtilafı, bir nevi siyasetin orduya bulaştığı) görülmüştür.
Askerin beyanlarından özetin özeti
Askerin anlattığına göre
-Ordu hissiz ve maneviyatsızdır. Askere moral ve coşku verecek, motive edecek nutuklar, hitabetler yoktur.
-Liyakatsiz ve hatta içki mübtelası zabitler de bulunmaktadır.
-Hava şartları olumsuzluğu tetiklemiş ve asker savunmasız hale gelmiştir.
-Açlık ve susuzluk en büyük sorundur.
-Sıhhiye imkanları zayıf ve hastalara fazla müdahale edilememektedir.
-Farklı milletlerden oluşan askerlerin farklı dil konuşması iletişim problemi oluşturduğu için asker tam anlaşamamaktadır. Türkçe ortak dil haline gelememiştir.
-Merkez-taşra arası iletişimsizlik yaşanmakta ve haber alınamamaktadır.
-Yine çoğu Türkçe bilmeyen ihtiyat askerlerinin eğitimsizliği de sorun teşkil etmektedir.
-Askerlerin çoğu acemidir ve silah doldurmayı bile bilmemektedir.
-Askerlerde yalnızlık, perişanlık, acizlik, korku, hezimet hissi hakimdir.
-Askerin genel olarak moralsizdir, çaresizlikten intihar edenler ve intihar eğiliminde olanlar vardır.
Askerin kaydettiği notlardan çıkan beyanlar böyle.
110 yıl önceki günlükten birkaç satır
Tüm bu olumsuz şartlar sonucu maalesef Balkan savaşları hezimetle ve toprak kaybıyla sonuçlandı.
Şimdi Ekim ayındayız ve tam 110 yıl öncesinden misal olarak aldığım notlarda üç güne düşen hayal kırıklığı seziliyor. 28 yaşındaki askerimiz günlüğünde bazen öfkesini, bazen çaresizliğini dile getiriyor ve suçluyor, bazen de iç muhasebe yapıyor:
‘27 Ekim 1912-Kaç gündür, kaç gecedir burada çekmediğimiz sefalet kalmadı. Üzerimize yağmurlar yağdı. Çamurlar içinde yuvarlandık. Askerin hepsi hasta. Kazanlar yolda bırakıldı. Hepimiz açız. Rezalet, felaket son dereceyi buldu. Dağlara yavaş yavaş kar düşmeye başladı. Dayanılmaz derecede soğuk. Rüzgâr durmadan esiyor. İşte şimdi hareket emri verildi. Nereye, Kimse bilmiyor! Niçin, Kimse bilmiyor! Gözlerini kaybetmiş bir kör sürü gibi bocalanıp gidiyoruz.’
‘28 Ekim 1912- En büyük intizamsızlık, açlık, perişanlık içinde ric'at ediyoruz (çekiliyoruz). Artık Rumeli'nin gittiği muhakkak. Fakat bütün şu kolordular, şaşırmış koyun sürüleri gibi kurşun ve gülle altında, kar, çamur ve hastalık içinde mahvolacak. Ah, acaba ondan sonra aklımız başımıza gelecek mi?
‘29 Ekim 1912-.. Ve haber aldık ki 3 gün evvel Üsküp düşmüş. Yolda koşa koşa gidiyoruz. Arkadan top, yandan tüfek sedaları geliyor. Hepimiz aç ve hastayız. Hiçbir şey düşünmüyor, dilimdeki peksimet yaralarının sızılarını dinleyerek ilerliyorum’
‘30 Ekim 1912-Sekiz sene evvel, mektepten yeni çıktığım vakit gezdiğim bu yerleri bir gün böyle kaçarak terk edeceğimizi hiç aklıma getirir miydim? Heyhât..!’
110 yıl öncesinden bu satırlar bizlere çöküş tarihimizden acı yansımalardır. Şimdi hezimetlerden ders alma ve diriliş zamanıdır. Ekonomik, diplomatik, teknolojik vb. her türlü savaşlara karşı devlet ve millet olarak direniş zamanı.
Cenab-ı Hak karada, havada, denizde mansuriyet ve muzafferiyetimizi daim eylesin..Devletimize, vatanımıza, milletimize böyle badireler bir daha yaşatmasın.



