6.06.2022 18:14:00

Bir asırlık bir salnameden kulağa küpe sözler

BİR ASIRLIK BİR SALNAMEDEN KULAĞA KÜPE SÖZLER

Bir asırlık Bir Salnameden Kulağa Küpe Sözler

Sene, yıl manasında Sâl; yazı, mektup vs. demek olan name kelimelerinden müteşekkil ve bugün yıllık diyebileceğimiz Salnameler, tarihimizde önemli kaynaklar arasında olup ilmi, askeri, idarî vb. alanlarda bilgiler ihtiva eden ilgili yıla ait çalışmalardır. Tarihi vesikalardan bir olarak görülen bu kaynakların bazen özel, bazen devlet kurumları tarafından da yapıldığı görülüyor. Nev-sal (yeni yıl) adıyla yayınlananları da vardır.

Arşivleri karıştırırken Ekrem Reşad ve Osman Ferid’in hazırladıkları 1911-12 yıllarına tekabül eden ‘1327 Sene-i Maliyesine (mali yılına) Ait Musavver (resimli) Nevsal-i Osmani’ adı verilen Osmanlıca resimli bir yıllık ile karşılaştım. 300 sayfayı bulan Dersaadet’te (İstanbul’da) basıldığı ve üçüncü sayı olduğu belirtilen bu salname de ülke ve dünya genelinde meydana gelen olaylar, muhtelif haber, yazı ve raporları içeriyor.

110 yıl öncesine ait değerlendirmeleri incelediğim bu yıllıkta dikkatimi çeken bir husus da sayfa sonlarına yerleştirilmiş özlü sözlerdi. Anonim mi, bir eserden alınma mı, deyim ve atasözü mü oldukları belirtilmemiş bu güzel ifadelerin adı geçen çalışma arasında saklı kalmasına gönlüm razı olmadı ve en azından seçtiğim bazılarını sizlerle paylaşmak istedim. Zira tarihten süzülüp gelen bu tür özlü sözler, kitap kadar tesirli, toplayıcı, kalıcı ve şumüllü olabiliyor. İnsana yepyeni bir ruh, bir tecrübe, bir haslet kazandırabiliyor.

İşte mezkur Salname’de geçen bu özlü sözlerden bazıları ve geçtiği sayfaları.. Bugün yabancı gelebileceğini düşündüğüm bazı kelime ve tamlamaları daha anlaşılır kılmak için parantez içi notlar ekledim. Seçtiğim 70 civarında özlü sözler şöyle:

* Mert olan fert kalmaktan korkmaz (76)
* Ümmet, bina-yı devletin (devlet binasının) temelidir (77)
* Âkil (akıllı) bildiğini söylemez, deli söylediğini bilmez (86)
* Küberanın efali (büyüklerin işleri), nümune-i akvali (sözlerinin örneği) olmalıdır (87)
* İttihatsız (birlik/bütünlük olmadan) kuvvet olmaz (89)
* Şöhret-i kazibe (yalancı şöhret), şöhreti sahihadan (doğru şöhretten) ziyade suhuletle intişar eder (daha kolay yayılır (91)
* Adalet ataletle değil, faaliyetle (icraatla) kaimdir (95)
* Ufak bir delikten büyük bir fenalık girebilir (96)
* Âdem, âdem sayesinde âdem olur (Adam adam sayesinde adam olur) (97)
* Arslan ağzından şikar (av) alınmaz (98)
* Değirmene gelen nevbetine kail olur (nöbetine katlanır) (101)
* Hakk-ı kuvvet, kuvvet-i haktır (105)
* Maarifsiz millet yaşamaz (106)
* Arslan postunda yakışır (109)
* Ağrısız baş mezarda gerek (114)
* Dostluk kantarla, alışveriş miskalle (117)
* Altun ateşte, insan mihnette (üzüntü-sıkıntıda) belli olur (121)
* Her işin akıbeti âkıle (akıllıya) derpiş (göz önünde tutma, öngörme) gerek (126)
* Bilmez âdem (adam) kadrini, âlemde insan olmayan (130)
* Aç kurt arslana saldırır (131)
* Azı bilmeyen çoğu bilmez (135)
* Attan düşene tımar (tedavi), deveden düşene mezar gerektir (142)
* Cesaretin en büyüğü sabır ve tehammüldür (144) Hissiyatın en büyüğü sabır ve tahammüldür (218)
* Çeşm-i insaf gibi kamile mizan olmaz (Kâmil bir insan için insaf kadar doğru tartan bir terazi olmaz) (148)
* Kalemin yaptığını kılıç yapamaz (149)
* Ya tek durmalı ya pek (153)
* Cehalet koca bir milleti esaret altına alır (161)
* Yırtıcı kuşun ömrü az olur (162)
* Yiğit başından devlet ırak değildir (Yiğit bir insana güçlü olmak uzak değildir. Her zaman servete nimete ulaşabilir) (163)
* Ya almalı ya ölmeli (164)
* Şeref-i insaniyyet (insanlığın şerefi) feyz-i marifetten (marifetin feyzinden) ibarettir (165)
* Her işi olur ile bitirmeli (168)
* Zahmetin noktası kalkınca rahmet olur (Zahmet ile rahmet kelimelerinin Osmanlıca yazılışında sadece bir nokta farkı vardır. Şekli aynı Ra noktasız, Ze noktalı ) (171)
* Hayat-ı insaniyye marifetle kaimdir (İnsan hayatı bilme/tanıma üzerine kuruludur (172)
* Azm-u sebat bais-i terakki-i millettir (çalışıp azm ve sebat etmek, milletin ilerleme sebebidir) (180)
* Söyleyene bakma söylenene bak (181)
* Kiminin devesi kiminin duası (182)
* Alçağa minnet eden alçaktır (197)
* Kaynayan yağa sinek konamaz (198)
* Hiss-i tabiiyye (Tabii, doğal hisler) derece-i zekayı (kişideki zekâ derecesini) gösterir (203)
* Âkil (akıllı) olan âkıbet endiş (sonunu düşünmek) gerek (207)
* Davetsiz gelen ruhsatsız gider (209)
* Söz ne kadar ucuz ise iş o kadar pahalı (210)
* İlim uzundur, ömür kısa (211)
* Gün kısadır, iş uzun (212)
* Alemde saadetin kemali, musibetin nihayeti yoktur (214)
* Hayrın tehiri şerdir (215)
* Az sevilir öz söyler (216)
* Vadini icra eden (yerine getiren) pek nadir vaad eder (219)
* Tabiiyyet ve hilkatte (yaratılışta) müsavi olan insanları terbiye ayırır (221)
* Çalışmak en ziyade kâr bırakan bir ticarettir (222)
* Alemde en büyük kabahat haksıza taraftar, haklıya düşman olmaktır (226)
* Ya düdüğü çalmalı ya mandırada kalmalı (229)
* Çok gülen, kimseyi güldüremez (231)
* Dostunun tehdidinden korkma düşmanın nevazişinden (iltifatından) kork (233)
* Gelmek iradet (irade etme-isteme), gitmek icazet iledir (234)
* Deveci ile görüşen, kapısını büyük açar (236)
* Karıncanın kanatlanması zevaline işarettir (238)
* Dert gider amma yeri boş kalmaz (244)
* Hastaya bakmaktan hasta olmak yeğdir (247)
* Memur (emir alan- iş alan) olmayan amirdir (emreden- iş yaptıran) (250)
* Asılmış adamın evinde ipten bahis olunmaz (251)
* Adilin gadabından ziyade zalimin sükunundan korkmalı (252)
* Teehhül (evlenme) sefaletle saadet beyninde (arasında) bir köprüdür (253)
* Zalime rahm eden (rahmet gösteren) yeni nevine zulmetmiş olur (254)
* Hile, doğruluğa galebe edemez (255)
* Alemi idare eden, hüsnü ahlak ve terbiyedir (256)
* Topal eşekle kârbana (kervana) karışma (katılma) (257)
* Aç kalmak borçlu kalmakdan iyidir (258)
* Ne zengine borçlu ne fakirden alacaklı olmalı (261)
* En mühlik (helak edici) zehir müdahenedir (dalkavukluk/yağcılık) (262)

Bol istifadeler dileklerimle!