Çocukluğumuzun Özlenilesi Kahve İkramları
Bol ikram, çay ve kahveli Bayram ziyaretleri esnasında çocukluğumuzun eski uzun kahve muhabbetleri hatırıma geldi. Şimdilerde bir iki dakikada gerçekleştirdiğimiz kahve ikramı çocukluğumuzda ayrı bir merasimdi. Şimdilerde hazır suda çözünürlü kahvelerle ve hazır toz olarak alınan kahvelerle bir iki dakikada gerçekleştirdiğimiz kahve ikramı çocukluğumuzda ayrı bir merasimdi.
Kahve merasimi özellikle ağır misafirler geldiğinde ve tabiiki yemekten sonra gerçekleştirilirdi. Neredeyse bir saati bulan bir uğraşı gerektirir size sabrı da sevgi ve saygıyı da öğretirdi. İçine ilgi ve sevgi katılan bir iksirdi adeta. Hakikaten içene de ikram edene de saygınlık kazandıran bir şeydi. Uluorta harcanmayan çok değerli, kıymetli bu ikram misafire değerin numunesiydi. Hatırı olan ve artıran bir hatıraydı. Olgunluğun remzi olan rakamla 40 yıl unutulmazdı. Dostluğu, vefayı, ilgiyi, sevgiyi kemale erdiren ömürlük demlerdi. Nezaketi içinde barındıran davetlerde kaliteli birliktelik hemen harcanmaz muhabbeti koyulaştırmak için ‘kahve içmeye’ davet edilir veya gidilirdi.
Her zaman kavrulmuş öğütülmüş kahveye ulaşmak kolay olmaz. İlk dönemlerde bu işler de evlerde icra edilir, koyulaşan muhabbetlerin bir evresini teşkil ederdi. Sırasıyla
1.Yeşil çekirdekleri kahve tavasında kıvamında kavrulur. Bu bir sanattır. Dikkat ve özen gerektirir. Kokusu ile önce insanlar büyülenir.
2.Pirinç (metal) yapılma ince uzun kahve değirmeninde kahvenin inceliğini ayarlama imkânı da sunan, yukarıdan döndürme kolu vasıtasıyla çevrilerek öğütülür.
3.Toz haline gelen kahve, su ve istenilen miktarda şeker cezveye konularak pişirilir. Öğütmek gibi pişirmek de incelik ister.
4.Kabaran ve köpüren kahveyi cezveden taşırmamak da itina gerektirir.
5.Fincana dökülmesi de bir ayrı seremoni..
6.Aziz misafire kahve ikramı da özenli bir sunum ister. Sıcak bir yüreğin ve tatlı bir tebessümün eşlik etmediği bir ikram eksik kalır.
7.Tüm bu işlemler itina, sabır ve metanet gerektirdiği gibi bu merasim esnasında sohbet ve muhabbet derinleştirilir. Artık demini alan ziyafet kadrini bilenlerindir. Çocukların ve çocuksuların işi değildir. Tükenmeyen artan dostlukların müsebbibi kahve onlara harcanmaz ve tüketilmez. Tüketmek, çoğalmak, artmak ve artırmak içindir. Verirken artar, küçülürken büyür. Kavrulma-öğütülme-inceltilme-yanma/pişme, içme ve içirme fiziksel ve ruhsal bir atmosferde gerçekleşir.
Şimdi bir kahve için bu kadar ayıracak vaktimiz kalmadı. Zamanımız ve karşılıklı sevgi izharı demek olan muhabbbete bereket katmadı. Muhabbet (sevgiyi pekiştirme ortamı) de Habib (seven) de Mahbub (sevilen) da maalesef azaldı. Herşey acele tüketilir oldu.
Kahve haneye girince haneler bir devrin dem vasıtası kahveleşir. Ziyaret ziyafete, ziyafet zarafete bürünürken acı bir kahve yudumunda bile muhabbet tadını bulmuş ağızlar.. Özlem ve hasret gidermiş ruhlar.. Meğer bu meclisler bizlere neler neler öğretmiş. ‘Ahretlik’ hitabıyla ötelere taşınmış dostluklar.
Gönül ne kahve istermiş ne kahvehane, Gönül dost istermiş kahve bahane. Sevgiyi, saygıyı, ilgiyi, hürmeti öğreten o devrin biz çocuklar için seyrine doyum olmaz meclislerini yarım asır sonra hatırlamanın da zevki şahane.
Öteyandan Türk kahvesi hazırlanış, pişiriliş, sunumuyla ve telvesiyle ikram edilen tek kahve türü olması hasebiyle farklılık arzeder. Bizlerin alışması Yemen, Habeşistan/Etyopya taraflarından ülkemize girmesi sebebiyle olmuş ama bizimle özdeşleşmiş.
‘Buyur, bir acı kahvemi iç, veya ‘Bir acı kahveni içmeye geleceğiz/uğrayacağız’ sözleri de misafirliğin nüktesi olmuş. (Bu arada kahve tiryakileri kahve acılığının kahvenin çekirdeğin tabii, natürel denen güneşte bekletilerek kabuğundan ayrıştırılması veya suda bekletilerek ayrıştırma işlemi yapılıp yapılmamasından, ülkemizde kullanılan kahve çekirdeklerinin çoğunlukla Brezilya kaynaklı olmasından, hazırlanan ekipmanların kalitesinden ve yapılan sudan kaynaklandığını söyüyorlar)
Ayrıca Türk kahvesi ve geleneği Unesco tarafından 2013 yılında kültür miraslarımız arasına alınmış. Somut Olmayan Kültürel Miras listesinde 20 civarında miras bulunuyor.
Geçenlerde çok hoşuma giden, bir hocamızın, eşinin yaptığı kahve ikramı ardından yazdığı bir paylaşımıyla son noktayı koyayım:
Mealen Yarabbi hangisine şükredeyim, diyor. Kahvenin kendine has kokusunu alan burnuma mı, bu zevki gören gözüme mi, bu tadı alan dilime damağıma mı, zindelik hissi duyan diğer azalarıma mı, bu kahveyi hazırlayıp sunan eşime mi?..Tüm bu nimetleri lütfedeni tefekkür de en az kahve muhabbeti kadar insana büyük haz verir. Ne mutlu bu hazlardan nasipdar olanlara..