GÖZDE MELİS ÖZER - YAŞAM KOÇU


DOĞA MI İNSANOĞLU MU KAZANACAK?

DOĞA MI İNSANOĞLU MU KAZANACAK?


DOĞA MI İNSANOĞLU MU KAZANACAK ?
    İnsanoğlunun evrendeki varlığını sorgulamaya başladığım bir dönemdeyim. Biraz duyarlı, etrafında olup biteni sorgulayan her dünya vatandaşı da benimle aynı duyguları paylaşıyor. Geçen seneler içinde tanık olduğum insana özgü ve insan kaynaklı olayların bütününe baktığımda insanın doğasının kötüye yatkın olduğunu üzülerek görüyorum. İnsan bencil, duyarsız, kendinden farklı olanı hor gören, aşağılayan, zayıfı ezen, zevk için kötülük yapan ve doğayı, doğaya ait tüm kaynakları sömüren bir varlık türü olmaya devam ediyor.

Tür olarak virüslerden bile daha tehlikeli olduğu kanısındayım artık. Matrix'deki Ajan Smith'in sözlerine katılıyorum. "İnsan türü bir virüs, bu gezegen için zararlı" demişti. O zamanlar izlediğimde Ajan Smith'e kızıyordum. Tabi ki insanların tarafını tutuyordum. Şimdi ne kadar haklı olduğunu yeni idrak ediyorum. 
    Çin'de canlı hayvan pazarında çiğ et yiyen doyumsuz insanlar tarafından tüm dünyaya yayılan Covid virüsü, bizim kendi doymazlığımızın, aç gözlülüğümüzün bir sonucu sadece. Dev fabrikalar kurup havayı ve denizleri kimyasal atıklarla zehirledik. Çöplerimizi, erimeyen plastiklerimizi doğaya boşalttık.

Hiç düşünmeden ormanları kestik biçtik. Bilerek yangınlar çıkarttık, ormanda nefes alan ne varsa, ağaç, bitki, çiçek, sincap, geyik, tavşan hepsini öldürdük. Yetmedi, sadistçe bir zevkle keçileri, ayıları, domuzları avladık ve bunun adına utanmadan avcılık sporu dedik. Timsahları, vizonları, tilkileri katledip derilerini yüzdük, görgüsüz insanoğlu giysin diye kürk, çanta yaptık. Doğada hiç bir hayvan zevk için başka bir hayvanı öldürmezken, biz hayvan avlamayı marifet saydık. Birine hakaret edecekken "hayvan, it, ayı, eşek " kelimelerini kullandık. Oysa insanoğlu en vahşi hayvandan bile daha zararlı idi yaşadığı gezegene. 

    Teknolojiyi kullanıyor olmamız, elimizde gelişmiş telefonlarımızın olması bizi üstün olduğumuz düşüncesi ile zaten her an şişmeye hazır egolarımızı daha da şişirdi. Biz en üstün en gelişmiş canlılarız diye övünüp durduk. Biz kendi egolarımız ile meşgulken, yaşam kendi bencilliklerimizin sonuçlarını yaşatıyordu bize. Zehirli atıklarımız ile doldurduğumuz denizler bize yeteri kadar balık vermiyordu artık. Onun yerine kötü kokulu bakteriler ile kaplı deniz adete ayna tutar gibi yüzümüze vurmuştu çirkinliğimizi. Her şeye para gözüyle bakan insanoğlu para kazanamayacak diye endişelenmişti.

Yoksa derdi balık cinslerinin tükenmesi, alglerin, yosunların, deniz canlılarının ölmesi ile dünyaya nefes veren oksijen kaynaklarının azalması değildi elbette. Gözü para hırsından, daha çok almaktan kör olmuş insanoğlu vermeyi unutalı çok olmuştu. Kirlettiği denizler, kuruttuğu nehirler, yaktığı ormanlar, kestiği ağaçlar, katlettiği hayvanlar ona bir mesaj vermeye çalışıyordu. Görebilseydi... Rant, çıkar, para hırsı, gösteriş ve görgüsüzlük gözünü kör etmeseydi görebilirdi belki. Doğa, yaşam, gezegen ona dur diyordu. Kendi sonunu hazırladığından habersiz, sanki sonsuz bir hayat sürecekmiş gibi bitmeyen bir hırsla vicdanını kaybetmiş insanoğluna çağrısıydı bu. 

    Plastik dolgularla vücudunu şişiren, bunun adına estetik diyen ve güzel gözüktüğünü zanneden insanın, aslında estetikten çok uzak acınası görüntüsü ile ağaçların kesilip yerine dev binalar dikilip atıklarının nehirlere boşaltıldığı ruhsuz soğuk kentlerin acıklı dünyasında boğulmuştu insanoğlu.

Yediği domatesler ilaçlı, kullandığı kozmetik malzemeler kimyasal olsundu ne fark eder. O en zekiydi. İnsandı. Kutup ayısını öldürebilir, denize sanayi atıklarını boşaltabilir, ceylan derisinden koltuk yapabilirdi. Ne büyük bir lütuftu varlığı bu dünyaya! Bencilliğin, doymazlığın, aç gözlülüğün, zevksizliğin dünyasında kendini kral ilan etmiş bir soytarıydı oysa.

Doğa elbet bir gün kazanacaktı. İnsanoğlunu bir atık gibi üzerinden atacak ve kendini temizleyecekti. Temennim, o zamana kadar azınlıkta kalan duyarlı, doğaya saygılı, vicdanlı, yardımsever, tevazu sahibi insanların sayısının çoğalması ve yaşamda yer edinebilmek için gösterdikleri onurlu mücadeleyi kazanmalarıdır. Kim bilir, umarım çok uzak olmayan bir gelecekte...

Doğaya ve yaşama saygı ile...
Yaşam Koçu Melis Özer