Prof. Dr. Cenap Çakmak Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi


GÖÇMEN KARŞITLIĞI

GÖÇMEN KARŞITIĞI


GÖÇMEN KARŞITLIĞI

 

Bir toplumda farklı ya da azınlıkta olana yönelik nefret, ötekileştirme ya da ayrımcılık söz konusu olduğunda gözleyebileceğiniz duygudaşlık ve ‘birlik-beraberlik’ oldukça etkileyicidir.

Birbiri ile birçok konuda ayrı düşen farklı toplumsal katmandan insanın iş (Türkiye için konuşacak olursak mesela) Yahudilere, Ermenilere ya da şöyle söyleyeyim, bilumum ‘vatan haini’ ve din düşmanı şüphelilerine geldiğinde nasıl aynı perdeden karşıtlık ifade eden bir kararlılık gösterdiğine şahit olabilirsiniz. Bugün bu karşıtlık ve potansiyel nefret ‘nesneleri’ listesinin başında göçmenler, bilhassa da Suriyeli göçmenler yer alıyor. Suriyelileri insan olmaktan çıkaran ve dolayısıyla kolay bir nefret nesnesine dönüştüren dil ile eminim hepimiz karşılaşmışızdır.

İdeal ve bilindik itiraz ve sözüm ona argümanların bir kısmı sahiden gerçeklere dayanan, ama ahlaki ve insani olarak zayıf ve reddedilmesi gereken önermeler içeriyor. Birkaç örnek vereyim: ‘Madem savaş var, bu kadar genç, eli silah tutabilen Suriyelinin burada ne işi var, vatanlarını savunsalar ya?’ Bu soruyla gayet popülist argümanı hemen kazanmış olursunuz, bu soruyla göçmen karşıtlığı zemininde sayısız taraftar kazanabilirsiniz. Bu soru bir gerçeği ifade ediyor olabilir, ama ahlaken hatalıdır. Kişinin savaşmaya karar vermesi, ya da içinde bulunduğu koşullara dayanamayıp vatanını terk etmesi kendi kararıdır. Bu soru makul görülecekse, o zaman hepiminizin şu ya da bu şekilde göçmen olduğu şu hayatta benzer sorulara da hazırlıklı olmamız gerekir: ‘İşsizlikten dolayı neden Türkiye’den ayrılıp Almanya’ya geldiniz, kalıp vatanınızın kaynaklarını iyice kullansaydınız ya?’ ‘Dedeleriniz Balkanları niye terk etti, kalıp savaşsaydılar ya?’ ‘Orta Asya’dan niye geldiniz, Ötüken’i niye terk ettiniz?’ Bunları bizzat kendi dedelerimize yönelterek onları da suçlayabiliriz. Bu suçlama ne kadar yersiz ve gayr-ı ahlaki ise yurtlarını kendilerine göre nedenlerle terk etmiş Suriyelilere yönelik ‘kendi memleketlerinde savaşmadılar, burada malak gibi yatıyorlar’ suçlaması da o kadar yersiz ve ahlaksızdır.

Göçmen karşıtlığı söz konusu olunca, esasen birazcık düşünüldüğünde apaçık yalan ve yanlış olduğu belli olan, ama yine de hele de popülist bir tonla dile getirildiğinde rahatlıkla kabul gören iddialar da söz konusu.

Yine hepimizin şu ya da bu şekilde karşılaştığı, kimimizin inandığı, kimimizin inanmakla kalmayıp bunun üzerinde Suriyeli nefreti geliştirdiği apaçık yalanlardan bir iki örnek vereyim: Suriyelilere sağlıktan tutun da eğitime varıncaya kadar birçok konuda neredeyse açık çek seviyesinde büyük avantajların sağlandığı iddiası.

Şimdi istenen bu insanların Türkiye’deki hiçbir imkandan faydalanmaması ise bu iddiada elbette doğruluk payından söz edilebilir. Bu istek şunu açıkça söyler ya da ima eder: Suriyeli isen hastaneye gitmemeli, okulda okumamalı, çocuk doğurmamalı, kısaca insanca bir hayat tasavvur etmemelisin. Peki işin doğrusu nedir? Suriyelilere, doğrudan vergi mükelleflerinin üstüne büyük yük getirecek ciddi mali avantajların sağlandığı iddiası doğru olmadığı gibi, gerek sığınmacı olarak, gerekse de insan olarak Suriyelilerin de her Türk vatandaşı kadar hakları vardır.

Göçmen karşıtları, yabancı ve azınlık düşmanları bu gerçeği kabul etmek zorundalar. Bunun tartışılacak bir yanı yoktur, sığınmacı ya da göçmenin doğuştan sahip olduğu hakları inkar etmek, bunu tartışmaya açmak politik bir görüş de değildir. Bu doğuştan hakların inkar edildiğini duyuyor olmamız, bunların bazı durumlarda üst perdeden dile getirilmesi bunların birer fikir ve düşünce olduğunu göstermez.

Köleliği bugün savunamazsınız, savunursanız buna fikir denmez. Sığınmacının da hakları olmamalıdır anlamına gelecek bir tutum da fikirsel bir zemine dayanmıyordur. Sığınmacı ya da göçmen, aynen bir vatandaş gibi eğitim, sağlık hakkına sahiptir; vatandaş çocuk yapma hakkına sahipse, göçmen de sahiptir. Göçmenlerin varlığından ya da sayılarının diyelim ki fazla olmasından kaynaklanan sorunlar kamu politikasını ilgilendirir; dolayısıyla mesela bu türden sorunların varlığı göçmen karşıtlığını ya da göçmen haklarının inkarını değil, bu sorunların kamu otoritelerince çözümünü gerektirir.

Toplumun çoğunluğunu teşkil edenlerin de yapması gereken göçmenlere karşı olmak, onlardan nefret etmek ve ilk fırsatta onları geldikleri yere göndermek değil, söz konusu sorunların çözümü konusunda kamu otoritelerine baskı yapmaktır.