27.10.2022 22:40:00

HİLAL-İ AHMER'DEN KIZILAY'A GÜVENLİ LİMANIMIZ

HİLAL-İ AHMER'DEN KIZILAY'A GÜVENLİ LİMANIMIZ

Hilal-i Ahmer’den Kızılay’a Güvenli Limanımız

Önümüzdeki hafta (29 Ekim- 4 Kasım arası) Kızılay haftası olarak kutlandığını duymuşsunuzdur. Yerel tarih araştırmalarım arasında İlçe tarihimizi yazarken salgın, deprem, savaş vb. tüm afetlerde hep yanımızda olan en önemli yardımcımız ve sığınağımız Kızılay eski adıyla Hilal-i Ahmer çokça karşıma çıktı. Hafta dolayısıyla kuruluşundan günümüze ne kadar emeği geçenler varsa vefa gereği anmayı saygıyla anmayı bir borç biliyorum

Bölge tarihimizle alakalı daha detaylı bilgi edinmek üzere Hilal-i Ahmer mecmualarını inceledim, kitaplaştırılmış icraat raporlarını okudum. Böyle bir kurumuz olmasından dolayı her vatandaş gibi bu milletin ferdi olmakla iftihar ettim. Zor zamanlarda gönüllü olarak maddi ve manevi yardım eden ve omuz verenleri büyük takdirle karşıladım. Hele ilçe müftümüzün Hilal-i Ahmer Cemiyeti ilçe başkanlığını yaptığını görmekten ayrı bir memnuniyet duydum
 
Ahmer, arapça kırmızı, kızıl demektir. Hilal-i Ahmer, kızıl/kırmızı hilal, kızıl ay manasındadır. Kuruluşundan itibaren muhtelif safhalar geçirerek günümüze gelmiş ve hizmetlerine devam etmektedir.

Doğuşu

Kızılay, 11 Haziran 1868 tarihinde "Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti" adıyla Dr. Marko Paşa, Dr. Abdullah Bey, Kırımlı Aziz Bey ve Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa’nın girişimleriyle kurulmuş. 
1877'de "Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti", 
1923’te "Türkiye Hilal-i Ahmer Cemiyeti", 
1935'te "Türkiye Kızılay Cemiyeti" ve 
1947'de "Türkiye Kızılay Derneği" adını almıştır.    (http://kizilaytarih.org/tarihce.html)

İlginç vakalara müdahale

Kızılay faaliyet raporlarından çok ilginç yardım olayları rapor edilmiş. Darda kalanların feryadının dinmesi, göz yaşlarının silinmesi, açlık ve susuzluklarının giderilmesi, yaralarının sarılması, dumanlarının tütmesi örnekleriyle dolu.

Cehaletle de savaşmış
    
Kızılay’ın teftiş raporlarında 107 yıl önce 1915 yılındaki tifüs salgınıyla alakalı ilginç bir paragraf dikkatimi çekti. Rapor tifüs, çiçek, frengi gibi o dönemde ‘Emraz-ı Sâriye’ denen salgın hastalıklar ile mücadele çalışmalarından bir cehalet örneğini kaydeder. Bir salgın bölgesi merkezine tedavihane açılır ama gelen çok azdır. Sebebi bakın neymiş (parantez içi açıklama bana aittir): 
‘Hastalık vüsatle icra-yı tahribat eylediği (genişleyerek yayıldığı ve  tahribat verdiği) halde hastanemize beray-ı tedavi (tedavi için) müracaat edenler adedinin azlığını, nazar-ı dikkate alarak esbabını tetkik ve taharri eden (sebeplerini araştıran) heyet-i sıhhiyemiz (sağlık heyetimiz); şehrin ekseriyet-i sekenesini (nüfusunun çoğunluğunu) teşkil eden cahil halkın hastalıkları ketm (gizleme) ve hastaneden tevahhuş ettiklerinde (ürkme, korkmalarında) bulmuş ve müessesatın tathiratı (kurumların temizliği) ve hastagânın tedavisi gibi vezaifine (vazifelerine) bir de musabinin taharriyatı (isabet eden hastaların araştırılması) ve hastaneye sevki gibi işler inzimam etmiştir.(eklenmiştir)’
Yani bunca işimiz arasına bir de hastaların peşinden koşma, yakalayıp getirme vazifesi eklenmiştir, diyor. Hastalığı insan niye gizler, hastaneden niye korkar anlamak mümkün değil.
Bereket üç ay devam eden faaliyetler neticesinde hastalığın önünün alındığı, halka çamaşır, sabun, naftalin itası (dağıtılması) ve etıbba (tabipler) ve hastabakıcılar için bite karşı gömlekler ihzarı (hazırlanması) suretiyle pek çok ücretsiz yardımın yapıldığı da anlatılıyor.
(Osmanlıdan Cumhuriyet’e Hilal-i Ahmer İcraat Raporları, 1914 – 1928, Murat Uluğtekin- M. Gül Uluğtekin, Kızılay yayınları, 2013) 

Sağlık alanında büyük fedakârlıklar
    
Zor zamanlarda önemi bir kez daha ortaya çıkan meslek gurubu olarak sağlık çalışanlarının olduğu görülüyor. Onlar, tarih boyunca savaş ve afetlerle mücadelede hep kahramanımız olmuşlardır. 

'Hilal-i Ahmer Cemiyeti olarak adlandırılan Kızılay tarafından 1911 yılında Türkiye'nin ilk hemşirelik kursu açıldı. Müslüman kadınlardan gönüllülük esasıyla alınan hemşire adayları, 6 aylık kursun ardından sertifika alarak hemşire oluyorlardı. Bu kursu bitirenler 1912-1914 Balkan Savaşları'nda ve 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı'nda cephelerde görev almış, kurulan sahra hastanelerinde yaralanan askerlerin tedavilerinde birebir görev yapmışlardı. Ön cephelerde görev alan yüzlerce hemşire ise açılan top ateşi ve saldırılar sonucu şehit olmuştu.
1912 yılında açılan hemşirelik kursundan ilk mezun olan hemşireler içinde yer alan Safiye Hüseyin, yaptığı hizmetler ve gösterdiği üstün çabası ile Türkiye'nin ilk hemşiresi olarak anılıyor. İlk hemşiremiz paşa kızı ve İngiltere’de okumuş, Çanakkale’de gönüllü hemşirelik yapmış Safiye Hüseyin (d.1880-ö.1964) ve hemşire arkadaşları büyük fedakarlık gösterenlerden sadece biridir.
Uluslararası alanda katıldığı kongre ve toplantılarda Osmanlı Devleti'ni en iyi şekilde temsil etmiş, yabancı ülkelerde sayısız konferans vermiş ve birçok devlet tarafından onur nişanı ile ödüllendirilmişti.
(https://www.medimagazin.com.tr/ozel-saglik/tr-turkiyede-hemsireligin-tarihi-ve-ilk-turk-hemsiresi-9-48-14863.html)

Sadece cephe gerisinde değil, aynı zamanda cephe önünde yer almış tıbbiyelilerimiz vardır. İstanbul'da okudukları okullarda geç zamanlarda da olsa iki anıt yaptırılan Şehit Tabipler de fedakarlıkları tescillenenler arasındadır.
    
Çanakkale’de ağır yaralı oğlu önüne gelen ve baba diye seslenmesiyle oğlunu tanıyabilen Dr. Nusret’in dillere destan fedakarlığını bilmeyen yoktur.

Kızılay’ın dillere destan faaliyetleri sadece ülkemizde değil, herhangi bir afet yaşanan dünyanın değişik ülkelerine sevgi ve ilgimizi götürdüğü faaliyetlerle yüz akımız olmaya devam ediyor.