HIZLI TREN ÇOKTAN GELMİŞTİ
Sosyal medyada, sanıyorum birilerinin yönlendirmesiyle Faruk Çelik’i yere göğe sığdırmayan sözler ve adeta reklamını yapan sayfalar görmekteyiz.
Ne zaman bir boşluk olduğunu hissetse derhal ortaya çıkar.
Ne zaman bakanlık söz konusu olsa, bir şekilde ismini duyurmaya çalışır.
Ve ne zaman birileri, hakkında yazmaya kalksa ses tonunu yükselterek belgeyle konuşacaksın der.
Faruk Çelik 2025 yılının sonlarına doğru basın toplantısı düzenledi.
Duyduğum kadarı ile toplantıya davet edilecek basın mensuplarının listesini, mensubu olduğu partinin il başkanlığından alması gerekirken, Bursa Büyükşehir Belediyesi ilgililerinden almış.
Bu gerçekse eğer, düşünmeye değer.
Sanırım ya taşra gazetecisi olduğumdan dolayı ya da davet edileceklerin listesini CHP li belediyeden temin ettikleri için, yani referans CHP olunca bu muhteşem toplantıya davet edilmedim.
Geçelim…
Faruk Çelik basın toplantısında “Siyaset millet ve devlete hizmet alanıdır, Bu kadar önemli bir görevimiz varsa sorumluluklarımız da vardır. Sorumluluk aynı zaman da hesap vermeyi de gerektirir. Hem sorumlu olacaksınız ve hem de hesap vermeyeceksiniz bunun olması mümkün değil” dedi.
Bu sözleri Ankara’ya bir gönderme mi ya da yel değirmenlerine karşı bir mukavemet gösterisi miydi?
Akıllardan geçmedi değil.
Göndermeleri sadece Ankara’ya olmadı.
Salonda bulunan basın mensuplarına da ayar çekti.
Kadrolu, mevsimlik ve ithal iftiracılar diye tasnif etti.
Hakkında olumsuz sözler yazanlara da “yiğit olan çıkar, karşıma oturur, belgesiyle konuşur,” dedi.
Salondakilerden biri çıkıp ta, kulaktan kulağa dolaşan iddiaların belgesi mi olur, diye sormadı.
Çelik sözlerinin devamında basın mensuplarına dönerek “soru sormalarının doğal ve asli görevleri olduğunu” hatırlattı.
Kendisi için yazılanların haksız olduğuna inanan Çelik, salondaki basın mensuplarına dönerek “niye susuyorsunuz” ifadesini kullandı.
Sonrasında da, lütfen bu ifadeye dikkat ediniz, “eğer ben Bursa da olsaydım, hızlı tren şimdiye kadar çoktan gelmişti,” dedi.
Allah rızası için bir gazeteci çıkıp ta, Sayın Çelik, siz Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi değil misiniz?
Bursa’da ikamet etmiyor musunuz?
Bursa’ya hizmet etmek için mutlaka Bursa milletvekili mi olmanız gerekiyor?
Sizi siyasetçi yapan, milletvekili seçilmenize vesile ve hatta bakan olmanız için seferber olan Bursalı seçmen değil mi?
Mademki böyle bir beceriniz vardı, neden bugüne kadar Bursa’ya trenin gelmesi için gayret etmediniz?
Vebal altındasınız, diyen olmadı.
Faruk Çelik siyasi havayı koklamayı ve ne zaman konuşacağını iyi bilir.
Bu toplantının Bakanların değişeceği haberleri kulislerde dolaştığı, BTSO seçimlerinde oğlunun aday olacağı söylentilerinin konuşulduğu bu günlerde yapılması manidardır.
Çelik, önce basın mensuplarına bir yoklama çekti, niye susuyorsunuz, gönlünüzden ne geçiyorsa sorabilirsiniz dedi.
Okkalı bir soru yöneltecek babayiğit göremeyince de meydanı boş buldu başladı konuşmaya.
Bursa’nın sahipsiz olduğuna vurgu yaptı. Kendisinin yapmış olduğu hizmetlerden bahsetti.
Kurduğu cümlelerle neredeyse Bursa milletvekillerinin hiç birinin iş yapmadığının, il teşkilatının çalışmadığının, algısını yarattı.
Gazetecilerden ses çıkmadı.
Doğrusu benim en fazla dikkatimi çeken Faruk Çelik’in sözleri değil, basın mensuplarının sessizliği oldu.
Kendi aralarında konuştuklarının onda birini Faruk Çelik’e sorsalardı, inanın yerinde kalkacak gücü kalmazdı.
Ama sormadılar, cesaret edemediler.
Sordukları ise vızıltı.
Ben o salonda olsaydım;
Kamuoyunun kulaktan kulağa söylediği fakat hiçbir zaman cevabını bulamadığı iddiaları Faruk Çelik’e sorar, merakların giderilmesine neden olurdum.
Gazetecinin görevi ayna olmak, olan biteni yansıtmak olduğuna göre, hiç kimseyi rencide etmeden, hiç kimseye suç ihdas etmeden merak edilen konuları sorma, doğrusunu ve yanlışını öğrenme hakkıdır.
Bu işin de belgesi falan olmaz.
Sayın Çelik, milletvekili olmadan mal varlığınız ne idi, şu andaki mal varlığınız nedir, açıklar mısınız?
İlk sorum bu olurdu daha sonra da sorularıma devam ederdim.
Yeni bir polemik yaratmama adına bu sorularımı isterse davet edildiğim bir toplantıda veya lütfeder gelirlerse büromda çay kahve içerken iletebileceğimi de bilmesini isterim.
Faruk Çelik konuşmasını kendilerini suçlayanlara, “bu dünyanın bir de altı var, merak ediyorum öteki dünya da nasıl cevap verecekler” diyerek tamamladı.
İdrak edebilen için çok anlam ifade eden bir sözdü bu.
Ve herkes için geçerliydi.
Doğrusu bende çok merak ediyorum, bilesiniz ki, öteki dünyada konuşmalarınızı onaylayacak, seslerini çıkarmayacak, gerektiğinde de alkış yapacak basın mensupları olmayacak, derdim.