8.02.2024 18:32:00

6819

İki Seyyah Bir Gazze

İki Seyyah Bir Gazze

İki Seyyah Bir Gazze

Tarih araştırmalarında seyyahların gözlem ve hatıraları çok önemli yer tutar. Ben de hatırat nevinden böylesi kaynakları okumayı sevenlerdenim.
Gazze bağlamında Filistin okumalarım esnasında biri Faslı biri Türk iki müslüman seyyahımızın dilinden de bölgeyi okumak istedim. Osmanlının kuruluş yıllarına şahit olmuş ve Bursa’da Orhan Gazi ile görüşmüş İbn Battuta (1304-1369) ve ondan üç asır sonra yaşamış Evliya Çelebi’nin (1611-1681) gözünden Gazze hatıralarını merak ettim.

Önce Battuta

İbn-i Battuta (Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah) aldığı ilimlerden sonra memleketi Fas Tanca’dan haccetmek üzere 22 yaşında 1325 yılında yola çıkıp Mekke ve Medine ziyaretlerinden sonra içine düşen merakla seyahatlerine devam etmiş.1353 yılındaki dönüşüne kadar İslam coğrafyasını tanıma ve tanıtma fırsatı yakalamış İbn-i Battuta, 60 hükümdar ve 200’den fazla devlet adamıyla tanışma, ağırlanma ve bağışlarıyla yoluna devam edebilmiş en meşhur seyyahlarımızdan. Anadolu Selçuklu devletinin son yılları Osmanlının kuruluş yıllarında Bursa’ya geldiğinde Orhangazi ile tanışan Battuta’nın o zamanki deyimle Diyar-ı Rum olan Türkiye ve Türk dünyası ile ilgili intibaları önemli yer kapsıyor. Karamanoğlu Yusuf Bey’in idaresi zamanında deniz yoluyla geldiği ve Alanya’dan giriş yaptığı ülkemize Sinop’tan veda ediyor. 
Gazze ise İbn-i Battuta’nın ilk seyahat yıllarında Mısır ziyareti sonrasında uğradığı mekandır. İlk intibaı ‘Nüfus kalabalık, caddeleri güzel ve mescitleri çok büyük bir şehir’ olduğu şeklindedir. Minberi mermerden olan cuma namazı kılınan bir camii tanıtır ve devrin kadısı ile müderrisinin isimlerini de kaydeder. İbn-i Battuta, buradan Halilurrahman kasabasına geçtiğini nakleder. (s.57-58) Doğal olarak Kudüs ve çevresindeki yerleşim mekanlarını, oralardaki eserleri hayli detaylı anlatır. Kudüs’teki devrin alimlerini de zikreden İbn-i Battuta, (s.57-63) kadısının Gazzeli olduğunu belirterek, alimler arasında Erzurumlu/Arz-ı Rumlu bir alimden etkilenir ve elinden tasavvuf hırkası giydiğini dile getirir.(s.61)
Öteyandan fethedilmeden önce Konstantıniyye’yi ziyaretinde de devrin imparatorunun seyyah olması nedeniyle bölgeyi ve gezdiği ülkeleri sorduğunu, kendilerince de mukaddes sayılan Kudüs’ü ziyaret eden ellerini ve ayaklarını sıvazladıklarını da kaydeder.(s.264, 268) 
Meşhur seyyahımızın namı İslam dünyasında bilinen ünlü seyyah diye tanıttığı (s.225) şeyh Abdullah-ı Mısrî’nin bölgeye ait seyahat notlarını da merak etmedim değil. 
(Tuhfetü’n-Nüzzar fî Garaibi’l-Emsar ve’l-Acaib’i-l Esfar=Araştırmacılara Şehirlerin ilginçlikleri ve Yolculuklarda Karşılaşılan Tuhaflıklar Hakkında Bir Armağan, Büyük Dünya Seyahatnamesi, Y.Şafak Kültür Yayını)

Evliya Çelebi’nin Gözünden

Kültür hayatımıza 10 ciltlik ünlü Seyahatnamesini bırakan Evliya Çelebi (Evliya Çelebi b. Derviş Mehmed Zıllî), zamanımızdan 375 yıl öncesinin şartlarını anlatıyor. Yarım asrı bulan seyahatlerinden notları arasında Avrupa, Batı Asya ve Mısır da yer alır.
‘Osmanlı döneminde Gazze diğer Filistin şehirleri gibi Şam’a bağlı kaldı. 932 (1525-26) yılında nüfusu 5586 (…..)1596-1597’de 11.390 idi ve Remle nahiyesiyle birlikte Yafa’nın kuzeyine, yani bugünkü Tel Aviv’e kadar uzanan Gazze sancağını oluşturuyordu.
1649 yılında Gazze’yi ziyaret eden Evliya Çelebi, ‘Bu sancak gāyetü’l-gāye mâmur ve âbâdandır’ sözleriyle tanıttığı şehirde on bir cami, iki hamam ve 600 dükkânla 1300 ev bulunduğunu ve bu binaların taştan yapıldığını, sancağın yedi zeâmet ve 107 timarının olduğunu söylemektedir (Seyahatnâme, III, 128). On yıl sonra şehre gelen Sayda’daki Fransız konsolosu Chevalier d’Arvieux’nün verdiği bilgiler de hemen hemen Evliya Çelebi’ninkilerle aynıdır; Ch. d’Arvieux ayrıca iki kilisenin varlığından bahsetmekte ve halkın Yunanca, Türkçe ve Arapça konuştuğunu söylemektedir.’ (Diyanet İslam Ansiklopedisi (DİA), Gazze maddesi, madde müellifi: Mustafa L.Bilge)
Doğum tarihine göre 38 yaşında iken bölgeyi ziyaret etmiş olan ünlü seyyahımız Evliya Çelbi’nin, (Gazze ve Kudüs’ü içine alan) Biladüşşam'a 1648 yılında vergi toplama seferi ile gittiği biliniyor. Bölge Müslümanlarına Osmanlı ilgisini ve devrin hizmetlerini göstermek amacıyla bu seyahati Arapçaya çevrildiğini görmek de sevindirici.
Biri yaklaşık 7, diğeri 4 asır öncesinden bölgeyi ziyaret eden, intiba ve hissiyatlarını kaleme alan seyyahlarımızın gözünden gönül coğrafyamızı okumak da güzeldi.