İstanbul Yeni Bir fethe muhtaç
Birkaç gün sonra İstanbul’un Fethinin 569. yıldönümü kutlamalarına şahit olacağız. Tarihimizin önemli dönüm noktalarından biri olan İstanbul’umuzun fethi ülkemizde yıllardır kutlanıyor, konferanslar, paneller düzenleniyor; hutbeler okunuyor; fetih ruhu diri tutulmaya çalışılıyor. Etkinliklerde ihtişamlı zaferle içimiz ferahlıyor, ecdadımızla iftihar ediyoruz. Dahası onu yetiştiren kadrolara atıfta bulunuluyor, çağ açıp çağ kapatan Fatih gibi azimli gençler yetiştirilmesinin önemine vurgu yapılıyor.
Yedi yıldan beri görevi dolayısıyla İstanbul’da yaşayan biri olarak Fethin bu yeni yıldönümü vesilesiyle iç dünyamdan yansımaları arz etmek istiyorum.
Hamasi duygularla Fetih kutlamaları, fetih coşkusunun yaşatılmaya çalışılması ecdadımız, devletimiz ve milletimizle iftihar etmemizin dışında artık bir mahiyet ifade etmiyor, o ruhun çağımıza taşınmasına gereği gibi hizmet etmiyor, diye düşünüyorum.
Tabi 7.padişah 2.Mehmet (Sultan Fatih) gibi insanın hedeflerinin olması, ileriye dönük planlar yapması, silah sanayiinde önemli bir buluşa imza atması, iyi bir eğitim alması, arkasında ulema heyetinin varlığı, devletine bağlılığı mutlaka önemli ve güzel şeyler ancak İslam kültürünün beldede hayat bulması, inkişafı, intişarı Fethin manası bakımından daha ehemmiyeti haiz bir konudur. Çünkü manasında açmak olan Fetih, sadece İslam ordusu komutan ve askerleri tarafından Peygamber (sav) müjdesine mazhar olmak adına sur kapılarının, cadde ve sokaklarının açılmasını değil, Türk İslam medeniyetinin şehir, devlet ve millet hayatında yeni ve farklı açılımını da ifade eder. Fetih, ilhamını kitabından ve manevi önderinden alarak adaleti, insanlığı, ahlakı, vicdanı, haysiyeti, merhameti, samimiyeti kalplere aşılamak, sokaklara kazımaktır.
Yahya Kemal, İspanya’da elçilik yaptığı sıralarda Türkiye nüfusunu abartarak söyler. Bu kadar olmadığına itiraz edenlere ‘Biz sadece üstündekilerle değil, altında yatanlarla beraber yaşarız’ mealinde bir cevabı vardır. Otuza yakın sahabe kabri veya makamı bulunan bir şehir, beş yüze yakın evliya, sayısız şüheda, suleha ve ulemanın yattığı maneviyatlı bir şehirdi. İslam coğrafyasında ilim, kültür merkezlerimizin başında gelen bir payitahttı, dersaadetti, asitaneydi. Bu şehrin münevver insanlarına İstanbul beyefendisi, hanımefendisi denirdi. En güzel Türkçe orada konuşulur; İstanbul Türkçesi denirdi.
Değerlerimizin yaşatılmasına hizmet etmeyen fetih kutlamaları tarihi kahramanlarımızı yad etmekten öteye geçmiyorsa bir eksiklik var demektir. Mimaride, siyasette, ticarette, ilim, kültür, sanatta, çevrede fethin izlerini görmek mümkün olmalıdır. Çünkü bizde şehir Medine’dir. Medeniyet Medine’den gelir ve bir anlamda şehirli, görgülü, saygılı, hürmetli olmak demektir. 1453’te fethettiğimiz şehir vaktiyle dünyanın en güzel kentlerinden bir kabul edilirken, bugün Türkiye nüfusunun neredeyse dörtte birini oluşturan İstanbul, her geçen gün maddi manevi içinden çıkılmaz sorunlar yumağıyla boğuşmaya devam ediyor.
Bilinen ama nüfus yoğunluğu sebebiyle çözüm bulunamayan trafik problemi başta olmak üzere gürültü kirliliği, hava kirliliği, tabela kirliliği, çatı-tavan-bina estetik kirliliği, sağlıksız kentleşme, ahlaki deformasyon (içki-uyuşturucu-kumar-fuhuş, soygun, gasp vb), rant mafyası, fırsatçı tayfası en çok konuşulan mevzular haline geldiyse fetih ruhunu kaybetmişiz demektir.
Aynı apartmanda birbirine selam vermekten ictinap eden, bir tebessümü esirgeyen, maalesef medeniliğe yakışmayan tavırlarla kirlettiğimiz bir şehir vardır. Fetih ruhunu devam ettirebilseydik bu şehrin ahalisi dünyanın en kibar, nazik, terbiyeli, görgülü, efendi, insan ve hayvan sever kişileri haline gelirdi.
Hırslarımıza kurban ettiğimiz İstanbul’umuz yeni bir fethe muhtaç demektir. İstanbul bizi bizden kurtaracak yeni bir kurtuluş ve fetih bekliyor. Yeni bir silkiniş ve kendimize gelişle; ruhi, kalbi, zihni dirilişle Onu bizim elimizden yine biz kurtaracağız.
Bir devlet ve millet sadece maddi açıdan ilerlemez. Sanatta, sporda, kültürde, irfanda da yükselir ve büyür. Büyüklük eskilerin deyimiyle zü’l-cenaheyn (iki kanatlı, iki taraflı) olmaktadır. Ne mana için maddeyi ne madde için manayı terktedir. Bir şehir, devlet, toplum sadece ekonomik, sağlık, sosyal şartlar sebebiyle madden iflas etmez ve çökmez, manen de çöker! İnsanlığımızı, haysiyetimiz, asaletimizi, bizi biz yapan değerlerimizi kaybetme lüksümüz yok!
Fetih yıldönümünün kendimize gelişimize, öz benliğimizi bulmamıza, beldelerimize sahip çıkmamıza ve orada hayat sürmenin bedelinin icaplarını yerine getirmeye vesile olması temennisiyle!