1.02.2010 18:28:28

KISSADAN HİSSE

KISSADAN HİSSE

Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir.

 

Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir.

İş, sadece yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü dünya nimetlerinden de arınılması gerekmektedir.

Saç, sakal, bıyık, kaş ne varsa hepsinden. Derviş usule uygun hareket eder, soluğu berber-de alır.

“Vur usturayı berber efendi” der.

Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber, tam diğer tarafa usturayı vuracakken yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri.

Doğruca dervişin yanına gider. Başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak, “Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım” diye kükrer.

Dervişlik bu. Sövene dilsiz, vurana elsiz olmak gerek. Kaideyi bozmaz derviş.

Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber, mahcup fakat korkmuştur, ses çıkaramaz.

Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar.

Fakat küstah kabadayı, tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder.

Kabak aşağı, kabak yukarı.

Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz bir kaç metre gitmiştir ki, geminden boşanmış iki atın çektiği bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir.

Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir, kabadayının karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır.

Ölmüştür, görenler çığlığı basar.

Berber şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyari sorar;

“Biraz ağır olmadı mı, derviş efendi?”

Derviş mahzun, düşünceli cevap verir;

“Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da he-lal etmiştim. Gel gör ki, kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı”

Kıssadan hissemiz bu!...

Milletin ensesine, kafasına vurup vurup, dalga geçen sahte kabadayıların, kabağın da bir sahibinin bulunduğunu, O’nun affetmeyeceği şeyin kibir ve kul hakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar, koltuklarına, makamlarına, rantlarına sıkıca yapışanlar, bu kıssadan hisseyi çok iyi anlayacaklardır.

İyi bir hafta dileklerimle, saygılar sunuyorum…