8.09.2022 00:56:00

KURTULUŞUMUZUN 100. YILI

KURTULUŞUMUZUN 100. YILI

Kurtuluş’umuzun 100. Yılı

Kurtuluş savaşı ve bölgemizde cereyan eden Yunan işgalinden çocukluk yıllarımızda o devrin şartlarını yaşayan yaşlılarımızdan kulağımıza çalınan ve bize hikaye gibi gelen zulümlerin boyutunun bu kadar çetin olduğunu o yaşlarımda kestiremezdim. Bizim doğumumuzdan 40 sene önce vuku bulan ve canlı şahitlerin resmetmeye çalıştığı işgalin acı faturasını ancak beş yıl önce başladığım köyümüz ve yöre (Atranos) araştırmaları kapsamında okuduğum arşiv kayıtlarından, araştırma ve inceleme eserlerinden daha net görebildim. İtiraf etmeliyim ki bu kadar gaddarane bir yaklaşım, şenaat ve fecaat olduğunu bilmiyordum.
Balkan harpleri, Trablusgarp, Seferberlik ve 1.Cihan harbinin ardından Kurtuluş savaşında bölgemiz Yunan işgaline uğradı. 1919 yılında İzmir’den başlayan işgal hareketi yayılarak Ankara önlerine kadar dayanmıştı. Bursa’mız da (8 Temmuz 1920’den 10 Eylül 1922’ye kadar) 2 yıl 2 ay Yunan işgalinde kaldı ve nihayet nice elim hadisatın ardından 100 yıl önce 1922 yılı Eylül ayı düşmanın kovulduğu ve kurtuluşun ilan edildiği ay ve yıl oldu.


En büyük sermayemiz genç insan varlığımız, servetimiz, hayvanlarımız, muhtelif mahsullerimiz, bağımız bahçemiz, namusumuz, sağlığımız tarumar edildi; yakıldı, yıkıldı. Gelirken ve işgal ederken yaptıkları yıkım, giderken yaptıkları yanında devede kulak kaldı.
Nitekim ilçemizin durumunu anlatan kısa ama anlamlı satırlar şöyle: ‘Orhanili (Orhaneli) kazası merkezi olan Beyce kasabası Belediyesinin tarih-i tesisi (kuruluş tarihi) kaydı Yunan işgalinde kasabanın ve belediye idaresinin muhterik olmuş (yanmış, yakılmış) bulunması hasebiyle bulunamamıştır.’(1927 Bursa Vilayeti Salnamesi, s.405) Hakeza nüfus ve mahkeme defterleri gibi geçmişimize yönelik önemli kayıtların bulunamayışının en büyük sebebi de Yunanın kaçarken yakıp yıkma eylemleridir.


Kızılay Raporlarından hüzünlü bir hatıra

                                                   
Hilal-i Ahmer Cemiyetinin yani 1935 yılında Kızılay’a dönüşen teşkilatın eski faaliyet raporlarından bir bölüm okudum da üst üste gelen sıkıntı, bela, musibet, elem ve keder yükü altında inlemek neymiş, çaresizlikten bunalmak ne acayip bir şeymiş, ıstıraptan dolayı hüzünden ağlamak nasılmış; iliklerime kadar onu yaşadım.

Yeri çok önemli değil, Yunan işgalinin (1919-1922) hemen ardından yöreye giden Kızılay (Hilal-i Ahmer) ekibine kadın, çoluk çocuk feryadu figan ağlaşan ahalinin hıçkırıklarına ve iniltilerine karşı empati yaptım. Ne mi olmuş?

O yerleşim biriminde 3 defa Yunan işgaline uğramışlar, Yunan askerleri yakaladıkları kızları esir almışlar, evleri tamamen yakmışlar, köylünün hayvanlarını yakalayıp götürmüşler...Bir anne düşünün kocası şehit edilmiş, kızı kaçırılmış, evi yakılmış, hayvanları gasp edilmiş, günlerdir kursaklarından bir şey geçmemiş, başlarını sokacak bir mekan bulamamışlar, küçük çocuklarıyla baş başa ve saatlerdir yağan yağmurdan, ıslanmış sırılsıklam olmuşlar, üstelik sıtmaya salgın hastalıklara tutulmuşlar..

Devletin ve milletin dibe vurduğu yıllar.. Doğru dürüst yemek yok, ilaç yok, doktor yok, hastane yok, eş yok, yuva yok, mal yok, mülk yok, huzur yok, sükun yok; tam tersine açlık var, korku var, endişe var, hastalık var, yorgunluk var, imkansızlık var, evlat hasreti, eş hasreti var...Hangi derdine yansın anam..Dert bir değil ki sağanak sağanak gelmiş. Ne yapsın ağlamasın, ağlayarak boşalmasın ve teselli olmasın da!

(Osmanlıdan Cumhuriyet’e Hilal-i Ahmer İcraat Raporları 1914 – 1928, Murat Uluğtekin- M. Gül Uluğtekin, Kızılay yayınları, 2013) 


Eğitime verdiği zarardan bir örnek

Cumhuriyet dönemi ilk Bursa yıllığı kabul edilen ve Harf devriminden önce yayınlandığı için Osmanlıca basılan 1927 Salnamesinde Yunanlıların sadece Bursa Ziraat mektebine verdiği zarar şöyle anlatılıyor (Parantez içi açıklamalar bana aittir): 
‘1891yılında kurulmuş, (Türkiye’de Halkalı Ziraat mekteb-i âlisinden sonra tesis olunan tali ziraat mektebleri meyanında 1.liği ihraz eden  ve 111 hektar arazisi olan) Mekteb Yunan işğaline kadar devre-i tekamülini geçirmişdir (gelişimini tamamlamıştır)…Bu kıymetdar ilim yuvası Yunanın son kahkari (kahredici) hezimeti esnasında (10 Eylül 1922) ales-sabah (sabahleyin) düşman tarafından ihrak edilmiş (yakılmış)dir. 30 senelik büyük bir teşkilata muntazam bir program ve mesaiye mazhar olan bu müessesenin uğradığı bu son felaket bütün Bursa halkını ve meslek ashabını dilhun itmişdir (gönülden yaralamıştır).
Yunanilerin bu yüce müesseseye iras itdiği (miras bıraktığı) hasar 500 bin liradan dûn (aşağı) değildir. Bahusus çok kıymetdar olan kütübhanesiyle müzesi, laboratuar ve sair levazımat-ı dersiyyesi (diğer ders araç gereçleri) düşünüldükçe bütün müntesiblerini müteessir itmekdedir. Bu maddi zararın fevkinde bir de düşmen-i medeniyet (medeniyet düşmanı) ve düşmen-i mevcudiyet (varlık düşmanı) olduğuni isbat iden manevi zararı mevcuddur. Zira iki sene kadar mezkûr (zikredilen) binada tedrisata imkan görülememişdir.’ (1927 Bursa Vilayeti Salnamesi, s.183)


Yunan arkasındaki dış güçler


Tarihçilere göre Yunan’ın arkasında devrin emperyalist altı ülkesi bulunuyordu. Fransa, İngiltere gibi devletlerin tahrik ve teşviki olduğunu değişik kaynaklardan okumuştuk. Hulki Cevizoğlu’nun yazdığı ‘1919’un Şifresi’ adlı kitabında baş aktörler arasında Amerika olduğunu belgeleriyle anlatmış.


En büyük zayiat yol güzergahlarında

Kayıtlardan işgal müddetince Bursa’nın M.Kemalpaşa, Karacabey, Mudanya, Gemlik, İznik, Orhangazi, İnegöl hattı çok büyük katliamlarla karşılaşırken, Dağ yöresi (Atranos) ilçeleri daha az zayiat yaşamış görünüyor. 
(Dahiliyye Nezareti’inin (İçişleri Bakanlığı’nın) hazırladığı (Rumi1337-Miladi 1921 tarihli) 3 ciltlik ‘Türkiye’de Yunan Fecayii (Fecaatleri)’ adlı Osmanlıca yayını) 


Yağma ve talan


‘12 ile 21 Temmuz 1920 arasında İstanbul’a gönderilen telgraflardan anlaşıldığına göre, İşgalin ilk günlerinde Yunan işgal kuvvetinin Bursa ve on kilometre ilerideki havalide bulunan dört beş bin kişilik işgal kuvvetinin iaşesi için lazım gelen erzak ile diğer ihtiyacın İşgal kumandanlığınca peşin para ile tüccar ve ziraat erbabından satın alma yönüne gidildi ise de Yunan askerlerinden pek çoğu    Bursa Ovasındaki mahsulleri ve ekinleri, bağ ve bahçeleri külliyetli miktarda talan edip yağmaladılar. Bu sırada tesadüf ettikleri ve tarlalarda çalışan çiftçi, orakçı, amele gibi Müslüman halkı yaraladılar, birçoğunu da katlettiler. Bu şekilde beş bin kişiyi bulan Yunan askerleri bağ ve bahçeleri talan ettiler. Bu sırada işgalden doğan karışıklıktan ve Yunanlılardan aldıkları destekten cesaret alan Bursa civarı Rum köyleri ahalisi de Müslüman köylerine saldırarak halkı taciz ettikleri gibi, köylerde bulabildikleri büyük ve küçük baş hayvanlarla kıymetli eşyaları gasp ettiler.. 
Müslüman ahaliden ellerindeki av tüfekleri ve hatta balta ile oraklara varıncaya kadar tüm silahlar zorla toplandı. Bu sırada İslam ahaliye tahammül edilemeyecek ölçüde zulmettiler.. Diğer taraftan Rum ahali aksine silahlandırıldı. Bu şekilde hareket etmelerindeki esas amaç, yerli Rumlarla birlikte bölgede tam bir hakimiyet oluşturmaktı. (Adnan Sofuoğlu, Kuvay-ı Milliye Döneminde Kuzey Batı Anadolu 1919-1921, Ankara 1994   s. 390-91.)


İstismarcılar her devirde var


Genel olarak vatan millet savunmasında faydalı faaliyetleri görülen sivil kahramanlar yaşamışsa da kendilerine çete, efe vb. isim takan bazı kimselerin de puslu havadan istifade ettikleri ve rant devşirdikleri de biliniyor:

Hüdavendigâr İstînâf Müddeî-i Umumisi (savcı) Adliye Nezaretine gönderdiği rapor ile, Bursa civarındaki köylerle Orhaneli, Yenişehir ve İnegöl kazalarında silahlı kişilerin yağmakârlık ile insanları katlettikleri, bu hareketleri önleyecek yerel kuvvetlerin bulunmadığı, bu durumun Yunan işgalini genişletebileceği, bu halin sebep olacağı kötü neticelere meydan verilmemesi için vali, polis müdürü ve jandarma kumandanı ile kâfi miktarda zabıta kuvvetinin süratle tayin ve temin edilerek gönderilmesini istedi. (BOA, BEO Umumi No: 348223., 349746)


Mutlu Son 


‘Nihayet siyasi ve askerî hazırlıklarını tamamlayan Türk Ordusu 26 Ağustos 1922 de Yunanlılara karşı büyük bir taarruza geçti. Harekât hızlı bir şekilde Türk Kuvvetlerinin kesin zaferine doğru gelişti. Yunan ordusu dağınık bir şekilde geri çekilmeğe başladı. Bu gelişme karşısında Yunan işgâl bölgesindeki Rumlar korkuya kapılmıştı. Bu durum Bursa’da da kendini gösterdi. Yunanlılarda gizlenemeyen bir telaş belirdi. Şimdi Hristiyanlar çok düşünceli ve kuşkulu görünmekte, Ermeni ve Rum kiliselerinde sık sık toplantılar yapılmaktaydı. Bu arada Bursa’da özellikle Eskişehir ve Bilecik yönlerinden gelen göçmenler ve çeteler yayıldı. Şehirde telaş ve kargaşa hakimdi. Alttan alta sürdürülen bir sinsi söylenti de Bursa’da Rum ve Ermeniler arasında panik ve göç başlattı ki, Yunan yöneticiler onları Mudanya ve Gemlik’e doğru yönelttiler.’ ( Şükrü Eğilmez, Millî Mücadelede Bursa, Yayına Hazırlayan İhsan Ilgar, İstanbul, s. 146-147.)
…Türk kuvvetleri ile Yunan birlikleri arasında meydana gelen şiddetli çarpışmalardan sonra Millî Kuvvetler 6 Eylül’de Yenişehir ve İnegöl’e, 10 Eylül’de Orhangazi ve Bursa’ya, 11 Eylül’de de Orhaneli’ne girdiler…Millî Kuvvetler Bursa’ya girmişlerdir. Böylece Bursa işgalden kurtulmuş oluyordu ki, Bursa halkı çok büyük bir heyecan ve sevinç coşkunluğu içinde sabahlara kadar bu kurtuluşu kutladı. (Eğilmez, a.g.e., s. 148-151)

Bursa takriben yirmi altı ay süren Yunan işgalinden, dolayısıyla baskı, kaos, anarşi ve Rum ve Ermeni teröründen kurtulmuş oluyordu. Tabi ki bu arada Yunanlıların Batı Anadolu’ya yerleşme çabaları, yani Batı Anadolu’yu ilhaka yönelik (Enosis) politika ve girişimleri de tarihe gömülüyor ve büyük bir hayal sona eriyordu. (http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-55/osmanli-arsiv-belgeleri-isiginda-isgal-doneminde-bursa)

Cenab-ı Hak ülkemize ve milletimize bir daha böyle badireler yaşatmasın ve Bursa işgalinden duyduğu üzüntüsünü ağıt diyebileceğimiz meşhur Bülbül şiirinde haykıran merhum M. Akif’imizin dediği gibi ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırtmasın’