26.08.2022 21:18:00

LEB DEMEDEN

LEB DEMEDEN

Leb demeden…                                                                                                                                                

 Ara sıra gittiğimiz yerlerden bahseden ve bizde bıraktığı izlenimleri içeren yazılar kaleme almak pek başaramasak da güzel bir alışkanlık aslında. Bazen yurt içi veya yurt dışında gezi izlenimlerimi yazmadığıma hayıflanıyorum.

Geçtiğimiz günlerde bir iş vesilesiyle birkaç saatliğine yolumuz Çorum’a düştü. Kırk yıl öncesinde Üniversite yıllarında iken içinden geçtiğimizi saymazsak bu şehre vaki birkaç saatlik gezimiz ilk sayılır. Eski gezilerimizde yazmadıklarıma hayıflanma halet-i ruhiyesi içerisinde bu ziyaretimize dair intibalarımı eve dönünce kaleme almak teşebbüsünde bulundum.
Edebiyatımızda lafın başlangıcından devamının anlaşılabileceği durumlar için ‘Leb demeden leblebiyi anlamak’ deyim olmuş. Leblebi ile Çorum o kadar özdeşleşmiş ki anlayışında güçlü olanalar için ‘Leb demeden bırak leblebiyi adam Çorum’u bile anlıyor’ denilerek ayrı bir espriye bile malzeme olmuştur.

Gidilen, gezilen yerlerin ‘ne yenir ne içilir’ inden, ve ‘ne hediye alınır’ ından ziyade şehre ayı bir ruh katan manevi güzellikleri benim daha ilgimi çeker. ‘Yahu filanca yere gittin de en meşhur şu ürününü yemeden, tatmadan mı geldin?‘ denmesine de alınmam. Mutlaka onlar da kültür, onlar da tanınmalı ve yaşatılmalı ancak bir yeri cami, türbe, kale/hisar, çarşı gibi tarihi mekanlarıyla, geçmişten bugüne şehre değer katan insanlarıyla, usta ve el sanatlarıyla tanımak benim için asıl önemli olan unsur olduğunu söylemeliyim. 

Orada mukim arkadaşıma ‘Vaktimiz dar. Bu şehre gelen bir kişiye bu ilin en ziyaret edilmesi ve görülmesi gereken üç yeri nedir, diye sorulsa ne derdin? diye sordum. Ulucamii, Saat kulesi ve Hıdırlık Tepesinde yer alan cami, sahabe makamları ve tarihi şahsiyetler olarak sıraladı. 
Tamamını ziyaret edemesek bile bu üç mekâna ziyaret gerçekleştirip nasipse devamını bir dahaki sefere bırakarak ayrıldık.

Saat Kulesi

Şehrin ana caddelerinden birinin üzerinde olan ilk bakışta minareyi andıran Saat kulesini görmüştük. Yedi Sekiz Hasan Paşa tarafından 1800’lü yılların sonunda yaptırılan kule 27,5 metre yüksekliğinde ve 3,9 metre çapındaki saat kulesi şehre ayrı bir ahenk katıyor.  

Murad-ı Rabi Ulu Camii

Adı ve namı büyük kendisi ona nisbetle biraz küçük Ulucamii demek ki devrin en büyük camii olduğundan ya da yaptıranına hürmeten bu adı almış olmalı. Birçok cami banisi belirtilmeksizin doğrudan Ulucami diye anılırken burada ‘Murad-ı Râbi Ulu Camii’ diye yazıyor. Gezdiğimiz küçük gruptakilere Murad-ı Rabi ne demek acaba? diye sordum; bilen çıkmadı. Halbuki bu isimlendirme arapça ‘dördüncü manasında, tarihte 4. Murat yerine ‘Murad-ı Râbi’ şeklinde de kullanılıyordu ancak şimdi unutulmuş. 

Caminin Selçuklu Sultanı III. Alaattin Keykubat zamanında, onun azatlı kölesi Hayrettin tarafından yaptırıldığı söylenmesine karşın neden 4. Murat diye anıldığı aklınıza takılıyor. Zaman içinde muhtelif onarımlar geçiren ve Alaaddin Camii diye de anılan cami, II. Beyazıt zamanında (1446 yılında) meydana gelen büyük depremde harap olmuş, Mimar Sinan tarafından onarılmıştır. III. Murat zamanında “Sultan Murad-ı Salis (3. Murat) Cami" diye anılmaya başlayan, IV. Murat Erivan Seferine giderken bölgede konakladığı ve onun döneminde tekrar tamir ettirilerek etrafına medreseler ve akaretler yaptırıldığı için Cami Sultan Murad-ı Rabi Cami olarak adlandırılmaya başlanmış. 

Zaman içinde farklı tadilat ve tamiratlarla bugüne kadar gelen güzide mekanlardan birinde namaz kılmak ve maziye bir yolculuk da nasip oldu. Ulu camide kıldığımız yatsı namazının tadını unutamam. Görevli kardeşlerimizin musikişinas olduğu kıraatlarından hemen belli oluyor. Müezzin kardeşimizin bıraktığı makamdan genç imam arkadaşımız devam etti ve iki rekatta bir sayfaya yakın tilavette bulundu. Seslerin güzelliği makamın ahengiyle buluşunca doyumsuz bir zaman dilimi yaşattılar bizlere. Hatta daha uzun sürmesini beklediğiniz böyle bir atmosferde hele bir de okunan ayetlerin anlamını biliyorsanız, duyduğunuz haz daha da katmerleniyor. Bu ahenk ve lahuti haz, yatsı namazında bir buçuk saf cemaati görme burukluğuna galebe çaldı diyebilirim.

Dünyanın En Dar sokağı

Ulucami ve saat kulesinde yakın mesafedeki en dar sokaktan da geçtik. Dünyanın en dar sokağı diye söylenen ve sağlı sollu küçük esnaf ve zanaatkârla hizmet verdiği dikkat çeken mekanlardan.

Hıdırlık mevkiindeyiz..

Hıdırlık Camii, Sahabeden Suheybi Rumi ve Ubeyd Gazi makamları, bahçedeki türbede Kerebi Gazi'nin makamı bulunmaktadır. Mezarlarla kaplı tepenin üzerine kurulu Hıdırlık mevkiinin ilde gelin alma ve sünnet törenlerinde en çok ziyaret edilen yerlerden olduğu gelen ziyaretçilerden ve düğün konvoylarından belli oluyor. 

Caminin içinde yer alan türbede Suheybi Rumi ve Ubeyd Gazi; Caminin batısında bahçe içinde yer alan türbede Elhac Yusuf-u Bahri, bu türbenin batı bitişiğinde yer alan türbede ise Kerebi Gazi yatmaktadır. Kerebi Gazi Türbesinde ayrıca Nakşibendî Tarikatından Hacı Salih Efendi ve eşraftan Zarif Efendi’nin mezarları da bulunmaktadır. Cami etrafında yer alan mezar ve türbelerle bir hazire özelliği taşımaktadır.

Büyük 4 minareli camiini birkaç saatlik turumuzda gezemesek de şehre damgasını vuran silüetiyle davetkar bir cazibeye sahip cami ilk fırsatta ziyaret edilecek mekanların başında şimdiden yerini almış görünüyor.