VAKIFLAR HAFTASI VE VAKIF MEDENİYETİMİZ
Ülkemizde 8-14 Mayıs arası Vakıflar Haftası olarak kutlanıyor. Osmanlı döneminde arapça kökenli vakıf kelimesinin çoğulu evkaf da kullanılıyordu. Hatta Şeriyye ve Evkaf nezareti adıyla din ve vakıf hizmetleri ortak bakanlık iken Cumhuriyet döneminde 1924’te ayrıldı; Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu.
Yerel tarih araştırmalarım esnasında Devlet Arşivlerinin Osmanlı ve Cumhuriyet arşivleri kataloğunda aradığım konulardan biri de bölge vakıflarımızın tarihi, kurucuları ve hizmetleri olmuştur. İhtiyaç duyduğu her alanda topluma hizmet vermeyi ibadet telakki eden inancın mensupları olan ecdadımızın nerelerde, nasıl ve ne şekilde hizmet verdiklerini merak etmişimdir.
Teşvik eden dinimiz
Vakıf gerçeğinin temeli dinimiz İslamiyet’e dayanmaktadır. Hz. Peygamberin (sav) insan ölse bile sevabı devam eden daimî sadakaları, hizmeti devam eden amelleri zikretmesi en büyük teşviktir. Hz. Ömer’in (r.a) Hayber’in fethi sonrası ganimet olarak kendisine düşen bir araziyi satılmaması, miras bırakılmaması ve hibe edilmemesi şartı ile insanlığın istifadesine sunması ilk vakıf olarak kabul edilir.
Vakfetme ne demektir?
İslam Fıkhında/Hukukunda vakıf, toplumun faydalanması adına sevabı Allah’tan (cc) beklenilerek süre sınırlaması olmadan mülk edinmekten çıkarılan, bağışlanan mal demektir. Kendisi veya geliri ile hizmet veren bu kurumlar suistimal edilemez, mülk edinilemez.
Vakfiye kültürü nasıl işlerdi?
Vakfetmek isteyen kişi (vâkıf), vakfiye olarak vakıf senedi düzenlenmesi için mahkemeye (kadıya) müracaat eder. Padişah da dahil vakfiyelerini mahkemeye tescil ettirir. İlgili vakıf senedinde önce kurucusunu tanıtan bölüm bulunur. Sonra neyi, ne maksatla, hangi şartlarda vakfettiğini açıklar. Vakfedenin şartları şâriin hükümleri (dinin hükümleri, Kur’an ayetleri) gibidir. Sonuç bölümünde ise vakıf şartlarını yerine getirmeyenlere ve suistimal edenlere uzun beddua bölümü yer alır.
Her alanda ve her yerde vakıf eseri
Bir belde halkının alacağı tüm hizmetler nerdeyse hep vakıf eserlerle karşılanırdı. Eğitim, sağlık, sosyal hayatın her alanında (mektep, medrese, ibadethane, yol, çeşme, köprü, tekke, zaviye, han, hamam, imarethane, kervansaray, menzilhane, şifahane, cami-mescit, evlilik-nikah, hayvan sağlığı, hatta cenaze hizmetleri ve mezarlık vb.) hizmet verirdi. Bugün devlet tarafından verilen sosyal hizmetleri vakıflar yüzyıllarca başarıyla yerine getirmişlerdir.
Belediyelerin kuruluşunun 1870’li yıllarda başladığı düşünülürse mesele daha iyi kavranacaktır.
Tüm İslam coğrafyasında Mısır’dan Yemene, Hicazdan Balkanlara vakıf sistemiyle ayakta kalabilmiş binlerce eseri müşahede etmek, hizmetlerinin devamını görmek ne büyük mutluluktur.
Evliya Çelebi’nin muhteşem tesbiti
Yabancılar tarafından da hakkı teslim edilerek ‘vakıf cenneti’ tabiriyle anılan bu medeniyetimizi anlatırken ünlü seyyahımız Evliya Çelebi, 17. yüzyıldaki Osmanlı vakıf eserleri hakkında, “Ben elli yılda 18 padişahlık ve krallık yere seyahat ettim, hiçbir yerde bu kadar hayrat görmedim” demektedir.
Mühim fonksiyon icrası
Toplum refahının artışına önemli katkıları olan ‘Vakıflar, aynı zamanda, servetin zengin kesimlerden toplumun daha fakir kesimlerine doğru akışını önemli ölçüde gerçekleştirerek sosyal dengelerin kurulmasında ve sosyal bütünleşmenin sağlanmasında, içtimaî barışın sürekliliğinde, sınıf çatışmalarının önlenmesinde, kamunun hizmet taleplerinin yerinde karşılanmasında, siyasî ve ekonomik istikrarın sağlanmasında da merkezî yönetimlerin en büyük yardımcıları olmuşlardır.’
Her devirde Vakıf hizmeti
Tarihimizde her dönemde benzeri dayanışma örneklerini görüyoruz. Mesela sadece Selçuklu veya Osmanlı döneminde değil, Cumhuriyet döneminde de vakıflar çok önemli misyon icra etmiş ve etmektedir. ‘Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre Cumhuriyet döneminde kurulmuş vakıf sayısı 5.053 civarındadır. Bunlardan 263 tanesinde Vergi Muafiyeti söz konusudur.’
Vakıf talanı faciası
Bir dönem devlet ve millet olarak vakıf eserlerimize karşı bilinçsiz bir yaklaşım gösterildiğini, gerekli duyarlılığın sergilenemediğini biliyoruz. Hem hak hem de vâkıfın (vakfedenin) bedduasına sebep çirkin davranışlarla bir daha karşılaşmamak en büyük temennimizdir. İyi ki Vakıflar kurumu var. Geçmişi geleceğe taşıyan, ihya ve imar eden, tarihten bugüne hatıra kalan medeniyetimizin her türlü kültürel nişanesi yapılarını koruyarak yaşatmanın asli görevi olan kurumlarımız var.
Vakıflar Haftası fikri nasıl oluştu?
‘Sosyal alanda vakıf kültür ve medeniyetine karşı duyarlılığı artırmak amacıyla ‘1983 yılından 2000 yılına kadar Aralık ayının 3’ü ile 9’u arasında kutlanmış olan “Vakıflar Haftası”, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce kutlamalara uygun iklim ve takvim koşullarına daha uygun görülmesi hasebiyle 2001’den itibaren Mayıs ayında kutlanmaya başlanmıştır.
2006 yılından itibaren Vakıflar Haftasında, her sene “vakıf Medeniyetinin belli bir yönüne bakılarak vakfın bu cüz etrafında değerlendirilmesi sağlanmaktadır. (Örneğin Çevre (2007), Su (2008), Sağlık (2009), İstanbul (2010), Eğitim (2011), Balkan Vakıfları (2012), Şehir (2013), Vakıf ve İktisat (2014), Vakıf ve Sanat (2015), Vakıf ve Sivil Toplum (2016) gibi temalarla kutlanmıştır. Hafta sayesinde ‘ecdadın nesillerimize bıraktığı bu büyük medeniyetin özgünlüğünü vurgulamak, toplumumuzdaki vakıf şuurunu canlı tutmak hedeflenmiştir.’
( https://yenidunyavakfi.org/vakif-haftasi-ve-vakif-medeniyeti)
Bu vesile ile insanlığa hizmet adına fîsebîlillah dayanışma ve paylaşma sevdalısı tüm gönül insanlarına, tarihten bugüne vakıf hizmetlerini yürüten hadimlerine, kurum çalışanlarına vefa gereği kalbi teşekkürlerimizi sunar, hepimize hayrat kazanım yarışında kıyısından köşesinden hizmetkarı olabilme niyetiyle dolu bir hayat temenni ederim.