Hindistanlı Alim Nedvi’den Bir Yahudi Tahlili
Hindistanlı meşhur alimlerimizden Ebul-Hasen Ali Hasen en-Nedvi’nin (d.1913-ö.1999) arapça kaleme aldığı, 1950 yıllarında yayınlanan ve bir çok İslam ülkesinde büyük beğeni toplayan ‘Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti? (Orijinal adı: Mâzâ Husira’l-Âlem bi İnhitât’il-Müslimîn) adlı eserinde (s.67-71) analizini yaptığı konulardan biri de Yahudilik tarihidir. Nedvî, bu hususta da doyurucu ve ilginç tesbitlerde bulunuyor.
İslâm Ruhunun Kurtarıcısı, Din ve Medeniyet, Materyalizm ve Batı Karşısında İman, İslâm ve İslâm Dünyası, Rahmet Peygamberi gibi eserleri yanı sıra lise yıllarımızdan beri elimde olan söz konusu kitabını geçtiğimiz günlerde yeniden gözden geçirdiğimde defaatle okunacak ve ibret alınacak cinsten bu konudaki beyanlarını (özetleyerek ve ara başlıklar ekleyerek) paylaşmak istedim:
Korkulası İnsan tipi
‘Yahudiler bu devirde (6.asır) Avrupa, Asya ve Afrika'da dini prensipler yönünden yeryüzündeki milletlerden daha zengin, dinin mana ve ıstılahlarını anlamada daha mahir bir millet vardı. Bu, yahudi milletiydi fakat medeni, siyasi veya dini sahada başkalarına tesir edecek durumda değillerdi. Çünkü uzun zaman başkalarının boyunduruğu altında yaşamışlar ve daima zulüm, istibdat, işkence, baskı, terör ve ıztıraplara maruz kalmışlardı. Uzun süren köle hayatı, dayanılmaz işkenceler altında inleyiş, koyu milliyetçilik, muhafazakarlık, aç gözlülük, servet ihtirası, faizli muamele gibi yahudi milletini yeryüzündeki diğer milletlerden ayıran karakteristik vasıflar ve bunun yanı sıra kendilerine has bir tarihe sahip olmaları…Evet işte bütün bunlar diğer milletlerde bulunmayan korkunç bir insan tipi yaratmıştır. Aynı zamanda yahudiler asırlar ve nesiller boyu zayıf zamanlarındaki şahsiyetsizlikleri, galibiyet anlarındaki edepsizlikleri ve gaddarlıkları, her fırsatta fitne ve fesada sebep olmaları, insafsız kaba hareketleri, kendilerini bütün milletlerden üstün tutmaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri, Allah yolundan sapmaları ve daha buna benzer kokuşmuş ahlaki hususiyetleri ile temayüz etmiş denî (aşağı/alçak) bir millettir. Kur'an-ı Kerim yahudilerin 6. ve 7. asır dünyasının liderlik ve kumanda mevkiinden azledilmelerine sebep olan ahlakî dejenerasyon, ruhi çöküntü ve ictimaî bozukluk gibi hususları ince ve derin bir ifadeyle gözler önüne sergiler’
Yahudi-hristiyan çatışması
İki kitap mensuplarının ayrışması ve çatışması konusunda da şöyle diyor: ‘7. asrın başlarında yahudileri hristiyanlara, hristiyanları da yahudilere karşı kundaklayıp alevlendiren hadiseler yeniden tazelendi. Fokas devrinin (m.610) son yıllarında Antakya'da yahudiler hristiyanlara karşı ayaklandılar. İmparator, kumandanı Abnosos’u isyanı bastırmak üzere Antakya'ya gönderdi. Abnosos görevini eşi görülmemiş bir vahşetle yerine getirdi. Bütün halkı kılıçtan geçirdi. Kimini astı, kimini boğdu, kimini olmadık işkencelere tabi tuttu, kimini de yırtıcı hayvan sirklerine attı.’
Vahşet devr-i daimi
‘Yahudilerle hristiyanlar arasındaki bu çatışma ilk defa olmuyordu. Makrizî, ‘el- Hıtat’ adlı eserinde şöyle diyor: Roma imparatoru Fokas devrinde İran hükümdarı Kisra, ordularını Mısır ve Şam taraflarına gönderdi. Ordular Filistin ve Kudüs'teki kiliselerle Suriye şehirlerini yakıp yıkarak bütün hristiyanları öldürdüler, daha sonra da işgal planlarında yer alan Mısır'a saldırdılar. Halkın büyük bir kısmını öldürdüler. Sayılamayacak kadar çok esir aldılar. Yahudiler, hristiyanlara savaş açıp kiliselerini yerle bir eden İranlılara yardım ettiler. Onları Taberiye’de, Cebel’ül- Celil’de, Nâsıriye köyünde ve Kudüs şehrinde törenlerle karşıladılar. Hristiyanları büyük bir yenilgiye uğratarak aklı hayale gelmedik mezalime giriştiler. Kudüs'teki kiliselerini yıkarak yurtlarını ateşe verdiler. Ağaçtan yapılmış haçlarını parçaladılar. Kudüs patriğini ve diğer birçok arkadaşlarını esir aldılar.
Makrizî, İranlıların Mısır'ı fethedişini anlattıktan sonra sözlerine şöyle devam eder: Bu sırada yahudiler Sur şehrinde ayaklandılar. Aralarından bir grup yahudiyi, hristiyanları birbirine düşürüp yok etmek için memleketlerinin çeşitli bölgelerine gönderdiler. 20.000 kişinin katıldığı Yahudi-Hristiyan savaşı'nda yahudiler Sur şehrinin dışındaki hristiyan kiliselerini yakıp yıktılar. Fakat daha sonra hristiyanlar kuvvetlenerek büyük bir kitle haline geldiler. Böylece yahudiler müthiş bir hezimete uğradılar ve birçokları da öldürüldü. Herakliyus, Doğu Bizans hükümdarı olunca bir yolunu bulup İranlıları büyük bir yenilgiye uğrattı ve Kisra'yı memleketine dönmeye mecbur etti.’
Yahudi kurnazlığı işe yaramadı
‘Daha sonra Herakliyus İranlıların harap ettikleri yerleri tamir etmek, Mısır ve Şam'ı gezmek için İstanbul'dan hareket etti. Taberiye’de ve diğer bölgelerde bulunan Yahudiler, Herakliyus’u karşılayarak kıymetli hediyeler takdim ettiler ve kendilerine bir şey yapmayacağına dair teminat vermesini ve bu hususta yemin etmesini istediler. Herakliyus da isteklerini kabul ederek kendilerine teminat verdi ve sözünde duracağına dair yemin etti. Daha sonra Herakliyus Kudüs'e girince hristiyanlar kendilerini inciller, haç işaretleri, çeşitli kokular ve yanan mumlarla karşıladılar. Şehrin kilise ve katedrallerini harap halde bulan Heraklius gördüğü manzaranın dehşetiyle irkildi ve çok üzüldü. Hristiyanlar, yahudilerin İranlılarla birleşerek hristiyanlara karşı amansız bir saldırıya geçtiklerini, kiliseleri yıkarak harabeye çevirdiklerini Herakliyus’a anlattılar. Gerçekten Yahudiler, İranlılardan daha gaddar davrandılar hristiyanlara. Başkalarının yapmadığını yaptılar. Hristiyanlar Herakliyus'u intikamlarının alınması için kışkırtılar ve bunu normal bir hareket olarak gösterdiler. Fakat Herakliyus yahudilere teminat verdiğini üstelik sözünde duracağına dair yemin ettiğini ileri sürerek, böyle bir saldırının imkansız olduğunu söyledi. Hristiyan rahip, patrik ve papazları, yahudilere saldırıp kılıçtan geçirmenin gayet normal bir şey olduğunu, çünkü yahudilerin kurnaz davranarak teminatı, hristiyanlara karşı girişilen vahşet bilinmeden önce aldıklarını söyleyerek bu teminatın kabule şayan olmadığını belirttiler. Ayrıca kendilerinin ve bütün hristiyanların yemininin kefareti olarak her sene cuma günü oruç tutacaklarını ve bunu asırlar boyu sürdüreceklerini ifade ettiler. Herakliyus, hristiyanların isteğini kabul ederek yahudilere karşı korkunç bir katliama girişti. Bütün yahudileri kılıçtan geçirdi. Öyle ki Şam ve Mısır gibi Roma topraklarında, kaçan ve gizlenenlerden başka hiçbir yahudi kalmadı.’
Küfür ittifakı
‘Bu rivayetler her iki tarafın yani hristiyan ve yahudilerin insanlığın kanına ne derece susadıklarını, hasımların alt etmek için nasıl fırsat kolladıklarını, anlaşmalar konusunda ne kadar kalleş davrandıklarını açıkça göstermektedir. Hiçbir kavim veya milletin bu kadar bozuk ahlakla, insan hayatına gösterilen saygısızlıkla hak adalet ve sulh bayrağını dalgalandırıp insanlığın kendi gölge ve idaresi altında mutlu bir hayat yaşaması mümkün değildir.’
Yazarın tarihten aksettirdiği bu satırlar, masumları ve insani tavır sergileyen mensupları bir tarafa zalim Yahudi ve Hristiyanların ittifakla dünyanın başına dert olmayı sürdürdüklerini göstermiyor mu?