Bayram KAYA .................... Edebiyatçı- İlahiyatçı ve Yerel Araştırmacı

Tarih: 06.05.2022 19:53

KÜLTÜRÜMÜZDE HIDIRELLEZ VE DEDELER

Facebook Twitter Linked-in

Kültürümüzde Hıdrellez ve Dedeler

Mayıs ayının başından itibaren ülkemizin muhtelif yerlerinde kutlanan baharın gelişi çocukluk dönemlerimizin merakla beklediğimiz etkinliklerindendi. Başka kültürlerde ve farklı coğrafyalarda kültürel etkileşim sonucu benzeri programların icra edildiğini bildiğimiz baharın sevinci, bizde hıdrellez veya dedeler diye adlandırılırdı. Havanın münasipliğine göre Mayıs ayı içine ve hatta Hazirana kaydığı da gözlenirdi. Bizde ve değişik yerlerde halen dede pilavları, dede hayrı, hıdrellez şenlikleri, köy hayrı geleneği sürmektedir. 

Köyümüzde bir türbe ve yatır olmadığı halde çocukluk hatıralarımızda kaldığı kadarıyla (60’lı yılların sonu, 70’li yılların başları) dedeleri anmak, onlara hürmetlerimizi göstermek maksadıyla bahar aylarında köy dışında hıdrellez / dedeler etkinliği yapılırdı. Özellikle o güne has soğan kabuğunda kaynatılarak renklendirilmiş yumurtalar, piyazlar, börekler vs. hazırlanır; şimdiki gibi topluca aynı yemekten yemek yerine herkesin evinden getirdiği çoluğu çocuğuyla, akrabası veya komşusuyla kendine has yer sofrası kurulur; orada yenilir, içilirdi. Sonradan daha organize bir etkinlikle aynı kazandan dağıtılarak ikramlar yapılmaya başlandı. 

Bu kabil kutlamalar için (mesela bizim köyümüzde Haldede ve Dedegöğsü denilen mekanlar gibi) dede adlı mekanlar ve dede türbeleri bulunan bazı yerleşim birimlerinde icra edilen Hıdrellez geleneği yörelere göre kutlanış şekli farklılıklar arzetse de birlikte baharın gelişine sevinme, maneviyat önderlerini anma, birlikte yeme içme ve eğlenme ortak yönler olduğu göze çarpıyor.

Horasan Erenlerinden miras

Anadolu’nun İslamlaşmasında Horasan Erenlerinin büyük rolü olduğu biliniyor. Bektaşi dedelerinin çok önemli katkıları olduğunu alevi kaynaklar da dile getirir. (Karaca Ahmed Sultan Hazretleri, Mehmet Yaman, Karaca Ahmed Sultan Derneği yayınları-1, yıl 1974 ) Hatta 'Horasan Erenleri Bektaşiler tarafından temsil edilmekteydi' (age.28) deniliyor. Kültürel mirasımızda izler bırakan tasavvuf öncüsü, Kur’an ve sünnet sevdalısı bir büyüğümüz olan Hacı Bektaşi Veli’nin ve müridanı  Bektaşilerin dinimiz  İslamiyete, peygamberimize (sav), ehlibeyte hürmette öncülerden oldukları  bir vakıadır. 

    Kaynağa göre Ahmet Yesevi hazretleri, Hacı Bektaşi Veli’ye görev vermiş, Anadolu’ya göndermiş, emanet şimdiye kadar bizimdi, bundan sonra kutbulaktablık senindir demiş, bu vazifeye o geçmiş, o da 366 halifesiyle beraber Anadolu’ya yayılmış, hepsine ayrı bölgede görev vermiş, Bunlara da Horasan erenleri denmiş. Bunlar eren, baba, baba eren, abdal, dede namlarıyla anılmış  (age.30) Aynı zamanda tarikatta makam, sorumlu kişi dede-baba (age 44, 48, 50, 51) sonradan sadece dede’ye dönüşmüş olmalı. Giydiği börkler kızıl / kırmızı renkte olduğu için (age 25, 45) kızılbaş denmesi de ondan olabilir. 

Terminolojide dede kelimesi

Çocukluğumuzun dedeleri için neden bu isim kullanılmış olabilir, diye düşünürken kaynaklarda çok farklı kullanımının olduğunu gördüm. Babanın veya annenin babası, torunu olan erkek, büyük baba, büyük peder, ced, ata. Büyük babadan başlayarak geriye doğru atalardan her biri, çok yaşlı kimse, yaşlı erkeklere söylenen bir seslenme sözü; Genç baba, ağabey; Mevlevilikte çile doldurmuş, dervişlik gayesine erişmiş ve dergahta hücre sahibi olmuş kimse; Bektaşilerde şeyh, baba; örfte isim ve lakap;  Kalp, yürek; Tespihlerin baş tarafına geçirilen uzunca parça, imame; Ocağın iki yanında kibrit, sacayak vb. şeyleri koymaya yarayan oyuk yer; Ok ucundaki deliğe geçirilen ağaç, gibi anlamlarında kullanıldığı beyan ediliyor.

Tarih ve din sosyolojisi bağlamında Hıdrellez ve Dedeler 

Türkler arasında saygı ifadesi olarak büyük zatlar için ata, baba, dede ifadeleri kullanılagelmiştir. Dede Korkut, Korkut Ata, Baba Sultan, Sinandede gibi. Yunus Emre hazretlerinin ‘Sordum sarı çiçeğe/ Sizde ölüm var mıdır/ Çiçek ey der Derviş Baba/ Ölümsüz yer var mıdır’ dizelerinde olduğu gibi, hemen her yöremizde baba ve dede ünvanlarıyla türbeler ve yatırlar mevcuttur. Bazen bunlar bir yerleşim merkezinin adı da olabilmektedir.

Tarikat erbabı derviş zatlara bu adlar kullanılırdı ve özellikle Alevilikte dedelik müessesi mevcuttu. Halkımız arasında ermiş zatlar olarak bilinen dedelerin ölümlerinden sonra da himmet ettiği inancı hakim olduğu için en az yılda bir ziyaretler yapılır, kurbanlar kesilir, ziyafetler verilir, bereketler umulurdu. Bu bahar aylarında olduğu gibi, yaz aylarında ve hatta Kasım gibi kış aylarında bile olanlar vardı. Bazen bu etkinliklere bez bağlama, dilekte bulunma, mum yakma gibi batıl inançlar da katılarak efsaneleştirilirdi. Bunlar arasında ne olduğu bilinmeyen veya unutulan mezarlar olduğu gibi kimliği bilinerek yapılan ziyaretler de söz konusudur. 
Salnameler ve diğer tarihi kayıtlarda ilçemize (Atranos/Orhaneli) bağlı bazı köylerde bulunan vakfiye ve zaviyeler etrafında çevre köylerin de katılımıyla programlar yapıldığı kayıtlıdır.

Hızır’dan mı geliyor

Kültürel mirasımız arasında yer alan Hıdrellez, bir başka göre büyük ihtimalle Yüce Kitabımızda Kehf suresinde anlatılan Musa (as) ile Hızır (as) kıssasına dayanır. ‘Rabbimizin ‘katımızdan bir ilim verdik’ ve ‘kullarımızdan bir kul’ olarak nitelediği Hızır’ın (Kehf suresi-65) kim olduğu açık belirtilmediği için bir melek mi, peygamber mi veya bir veli mi olduğu İslam alimleri arasında tartışılmıştır. Halen yaşayan biri mi, ölen biri mi? Ölümsüz bir kul mudur? Ahir zamanda Deccal’ın karşısına çıkacak kişi midir? konuları da tartışılan hususlar arasındadır.
Öteyandan peygamber efendimiz (sav), hadisleri arasında yer alan bu kişinin adının (Hı-Dat ve Ra harfleri ile yazılan) hadr / hadır / hıdr / hızr şeklinde telaffuz edilmesinin otsuz, kuru yerlere oturduğunda, arkasından orasının bereketlenmesi ve yeşillenmesi sebebiyle olduğunu belirtir. 

Yine halkımız arasında ve bazı alimlerin beyanında Hızır (as) ile İlyas (as)’ın baharda buluştukları ve bu yüzden yeryüzünün yeniden canlandığı anlatılır. Hızır-İlyas, halk deyişiyle Hıdrellez’e dönüşmüş ve bu buluşmadan kinaye olarak etrafın canlanmasını coşku ile karşılama, şükretme ve bundan bereket umma maksadıyla kutlanılageldiği kabul görmüştür.

Hülasa

Özetle Hıdrellez ve Dedeler uygulamasının dinimizde net ve açık bir izahı yoktur. Din temelli bir ilhamla gerçekleştirilen örfi bir uygulamadır ve kültürel bir mirastır. Tabiatın yeniden yeşillenmesinde, canlanmasında dirilişi ve haşri hatırlatan dersler çıkarılmış, ilahi lütuf, ikram ve yardımın yeniden yaşandığına hamledilmiş, din büyükleri ve erenler hatırlanmış, buralardan Hızır ve İlyas (as)’ın geçmiş olduğuna temsilen ve teşbihen devam edilmiş bir anma olayıdır.

Bunu dini bir vecibe gibi algılamadan ve hurafeler katmadan (ör: dilek dileyip bir ağaca bez bağlama, ateşten atlama, gül ağacı altına isteklerini çizme, çeşitli çiçekleri kaynatarak içme, genç kızların kısmet açmak için küpe, yüzük gibi eşyalarını bir gün çömlekte kilitli tutması gibi) hurafesiz yaşamada / kutlamada bir beis görülmez; bilakis geçmişlerimizi anma, buluşma, kaynaşma, ikramlaşma ve böyle bir baharı, yeşilliği, bereketi yeniden bahşetmesi münasebetiyle Rabbimize şükretme imkanını sağladığı için dini bir vecibe gibi görülmeden bir güzel gelenek olarak sürdürülmesinde bir mahzuru yoktur’ da denilebilir. Rabbim, kutlayanlara, katılanlara hayırlara vesile eylesin.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —