MAHŞER YERİNDEN
Dün sizlere Nurdağı izlenimlerimi anlatmaya çalışmıştım. Bugün ise Hassa ve Hatay da gördüklerimi anlatacağım.
Nurdağı’ndan hayatlarını kaybedenlere Fatiha okuyarak, yaralılara şifa dileyerek ayrıldım.
Yaklaşık 50 kilometre sonunda ekibimizle birlikte Hassa’ya vardık.
41.000 nüfuslu Nurdağı’nda 2200 kişi, yani nüfusun beşte biri hayatını kaybetmişti.
Hassa’ya geldiğimizde depremde 360 kardeşimizin hayatını kaybettiğini öğrendim.
Hassa’nın koordinatörlük görevi Kestel eski Kaymakamı Yozgat Valisi Ziya Polat’ a verilmiş,
Elinden geldiğince, gücü nispetinde yaraları sarmaya çalışmıştı.
Şartlar ne olursa olsun, devletin şefkat elinin her an depremzedelerin yanlarında olduğunu hissettirmişti.
Vali Polat, ”Depremin ilk günlerinden itibaren Hasa’ya 700 TIR yardım ulaştığını, şu an itibariyle gıda ve su ihtiyaçlarının olmadığını, depolarında yeteri kadar malzeme bulunduğunu, Hassa da 700 binanın yıkık veya ağır hasarlı olduğunu, enkaz kaldırma ihalesinin yapıldığını” söyledi.
Hassa da depremzedelerin çadır ihtiyaçları giderilmiş, konteynerlere geçme çalışmaları ise hızlı bir şekilde devam etmekte.
MAHŞERİN YAŞANDIĞI ŞEHİR
YIKIMIN EN ÇOK OLDUĞU YER
KIYAMET BU OLSA GEREK.
Yol boyunca sağlı sollu yıkılan binalar, tozu dumana katarcasına yapılan enkaz kaldırma çalışmaları, her nereye baksak yüreğimizi sızlatan, bizleri düşünmeye sevk eden görüntüler.
Hatay, talihsiz Hatay, nice uygarlıkları bağrında barındırmış, adeta barışın sembolü olmuş Hatay.
23.000 can kaybının kayıtlara geçtiği, binalarının yüzde 40’nın yıkık, geri kalanların ise ağır ve orta hasarlı olduğu, adeta kıyametin provasının yapıldığı şehir Hatay.
Aracımız cadde ve sokaklardan geçerken, sağımızda solumuzda depremden ağır hasar görmüş, üflesen yıkılacak mış gibi duran binaları iç burukluğu ile izliyorum.
Hatay’da 23000 insan kıyameti yaşamış biz ise kıyametin izlerini görüyorduk.
Ve nihayet Alinur Aktaş ve ekibinin konuşlandığı Hatay’ın merkezi Antakya’ya geldik.
Aktaş, depremin ilk günlerinde Nurdağı’nda 6 gün kalmış, başarılı çalışmaları gözlenmiş olmalı ki, depremde en büyük zarar gören adeta yerle bir olan Hatay’a koordinatör olarak gönderilmişti.
Aktaş, Tüvtürk’ ün bulunduğu alanda konuşlanmıştı. Alana vardığımızda sahra çadırında toplantı halinde idi.
Aktaş, 31 belediye başkanının çalıştığı bölgede yetkili bir isimdi.
Ne yalan söyleyeyim Bursa’da yaşayan biri olarak Aktaş’a verilen bu kutsal görevden dolayı gururlandım.
Çalışma azmini, heyecanını, çevreye olan hakimiyetini, görünce takdir ettim.
Sanki yıllardan beri Hatay’da yaşıyormuş gibi cadde ve sokakların adını biliyor, nereye ne gideceğine anında karar veriyordu.
Bursa Büyükşehir Belediyesinin bugüne kadar yaptığı yardım 90 milyon lirayı aşmış, bu rakamın 150 milyon liraya çıkacağı düşünülüyor.
Toplantı bitip yanımıza geldiğinde hissiyatımızı sordu. Elbette televizyonlarda izlediğimiz, gazetelerde okuduğumuz, sosyal medyadan takip ettiğimizden çok farklı idi gördüğümüz tablo.
Aktaş, hiç zaman kaybetmeden yapılan çalışmaları yerinde izlemek üzere aracımıza bindi, çevreyi dolaşmaya başladık.
Kentin sorunlarına o kadar hakimdi ki, inanın kısa zaman da bu bilgileri nasıl edindi diye kendi kendime sordum.
İlk durağımız bir çadır kent oldu.
Aktaş çocuklarla sohbet etti, oyuncak dağıttı, çocukların yüzlerindeki tebessümü görmenizi isterdim.
Ve devamında 8 Mart dünya Kadınlar günü olması nedeniyle, çadırları tek tek dolaşarak, kadınların gününü kutladı, hediye paketlerini kendi elleriyle takdim etti.
Çadır kentten ayrıldıktan sonra konteyner kentleri gördük. Daha sonra nerede ise her şeyi ile tamamlanmış bir alana geldik. BTSO yetkilileri bu alanda 1000 adetten oluşan konteyner kent kurmaya söz vermişti. Anlaşılmaz bir şekilde sözlerinden caymış, Aktaş’ı zor durumda bırakmışlardı.
Bursalı Aktaş, sözüm ona koskoca Bursa Ticaret ve Sanayi Odası yetkilileri tarafından mahcup duruma düşürüldü. Oysa Aktaş BTSO nun kurmasını düşündüğü konteyner kentin cadde ve sokaklarının isimlerini dahi belirlemiş birçok sokağa Bursa yı hatırlatacak olan Bursanın değerlerinin ve ilçelerinin isimlerini bile vermişti.
Aktaş’ın zihniyeti ile İbrahim Burkay’ın yaptıkları arasındaki farkı görün.
Bu üzücü durum karşısında Yunus Emre’ye atfedilen şu dörtlük aklıma geldi.
“Olsun be aldırma Yaradan vardır,
Sanma ki zalimin ettiği kârdır.
Mazlumun ahı, indirir şahı,
Elbette her şeyin bir vakti vardır.
İnanıyorum ki Aktaş, aşk ve şevkle bu açığı çok kısa zamanda kapatma yoluna gidecektir.
Söz verip, sözünden cayanlar utansın.
Aktaş’la olan gezimize devam ediyoruz. Yıllar önce Hataylı mobilyacıların toplantısında konuşan Aktaş, “yüzlerce mobilya üreticisinin olduğu bir yerde mobilya sanayinin olmamasını yadırgadım. El ele verip mutlaka bir mobilya sanayi bölgesi oluşturmanız gerekli “ demişti. O konuşmasını dinleyenler arasında bu da nerden çıktı gibi homurdananlar olmuştu.
Aktaş ın konuşmasını beğenenler ise derhal kolları sıvamış TOKİ marifetiyle mobilya sanayi sitesini kurmayı başarmışlardı.
Depremden önce burada 6000 kişi çalışıyor, ekmek yiyordu. Şimdilerde ise atölyeler tek tek açılmaya başlamış çalışan sayısı 1700 lere ulaşmıştı.
Bu sitenin kurulmasının fikir babası Alinur Aktaş tı.
Mobilya sanayi sitesini gezerken büyük bir depodan içerisine girdik. İçerisi alabildiğine yiyecek içecek ve çeşitli eşyalarla dolu idi. Buranın sevk ve idaresini de Aktaş’ın ekibi yürütüyordu.
Bu manzara karşısında Aktaş’ın yükünün ve sorumluluğunun çok ağır olduğunu gördüm.
Aktaş’ın yönetimindeki Hatay’da düzenli bir şekilde çadır kentler kurulmuş, aç açıkta kimse kalmamıştı. Şimdilerde ise çadır kentlerde yaşayanlar için çok hızlı bir şekilde konteyner kentler kurulmakta sırası ile çadır kentlerden konteyner kentlere taşınılmakta.
Ve dahası sevindirici olan, önümüzdeki günlerde kalıcı konutların inşaatlarının başlayacak olması.
Çok samimi söylüyorum Hatay ve çevresinde Bursa Büyükşehir Belediyesinin araç, gereç ve elemanları dışında bir başka il ve ilçenin çalışmasına şahit olmadım.
Ve ne gariptir ki televizyon ekranlarında İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ve dolayısıyla da Ekrem İmamoğlu’nun Hatay bölgesine her konuda yardım yaptığı ve her daim orada olduğu haberi verilirken, Hatay’ı yeniden imar etmekte olan ve yaraların sarılmasında çanla başla çalışan Bursa Büyükşehir Belediyesinden ve Başkan Aktaş’tan söz edilmemesi anlamlıdır.
Allah ülkemize bir daha böyle felaketler vermesin duasıyla, uçağa binmek üzere Adana’ya hareket ettik.