Bayram KAYA .................... Edebiyatçı- İlahiyatçı ve Yerel Araştırmacı

Tarih: 16.02.2022 16:16

OKUMAYI ÖDÜLLENDİRMEK

Facebook Twitter Linked-in

Okumayı Ödüllendirmek

Bu konuya girizgah yapmamın sebebi, Brezilya’da kitap okuyan mahkumlara belli oranda cezai indirim uygulamasını içeren bir haberdi. Aslında haber mükerrermiş. Ta 2012 yılından bu yana belli aralıklarla farklı mecralarda yer almış. Muhtemelen uygulama da devam ediyor olmalı.

Bizler de ‘Oku’ medeniyetinin, temeli ilim ve irfanla atılmış mazi mektebinin salikleriyiz. Kitap hazinedir bizde ve irfanî kültürümüzün kaynağı, maddi ve manevi inkişafımızın temeli olarak hayatımızın vazgeçilmezleri arasındadır. Kitaplarla dostluk, sevme ve sevdirme, onlarla ünsiyeti teşvik etme mayamızda vardır ve bize de çok yakışır.

Nitekim ilkokuldan itibaren kitap hediye alır, yarışmalarda kitap kazanırız. Lisede üniversite çağlarında da benzer şekilde kitap değiştiririz, alırız veririz. Kitapevlerini, kitap fuarlarını dolaşmak ayrı bir haz alanımız olur. Kitaplarla arası iyi hatta çok iyi olan dostlar ediniriz.  Bu kadim kültürden az çok etkilenmekle birlikte maalesef bizde hayat boyu alışkanlık ve topluma yaymak müşkil bir alan gibi duruyor.

Okuyan, düzenli okuma alışkanlığı kazanan, kitapla ve katiple arkadaşlık kurabilen kişiler ve milletler de her zaman takdirle karşılanırken kitaplarla arasına mesafe koyan, soğuk ve küskün duranlar da yerilir. Bir güzel haslet nerede olursa olsun güzeldir. Hani ‘ilim ve hikmet müminin yitik malıdır nerde bulursa alır’ denir ya aynen öyle. Güzeli almak modellemek istifadeyi katmerleştirecektir. Yurt dışında bulunduğum yıllarda en çok hoşuma giden ve beni etkileyen manzaralardan biri de yaşlı insanların parklarda, toplu ulaşım vasıtalarında, kafelerde zihinsel aktivitelerde bulunup kalın kalın kitaplar okumaları, gazete dergi karıştırmalarıydı. Onları ve onlara bu alışkanlığı kazandıranları takdir etmek bize bir şey kaybettirmez. Bilakis gıbtayı sağlar.

Ülkemizde de böyle özenilesi ve beğenilesi güzel alışkanlıklar sağlamak üzere teşviklerde bulunan, kitap okuma yarışmaları düzenleyen, kitap hediye eden belediyelerimizi, okullarımızı, öğretmenlerimizi, hocalarımızı, arkadaşlarımızı da teşekkür ve tebriklerimizle yad etmemiz gerekir. Yazarları, yayınevleri, fuarları, dağıtım merkezleriyle bilgi ve bilinç dünyamıza katkı sağlayan, tefekkür semamızı aydınlatan tüm kişi ve kuruluşlara da şükran borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

Son dönemlerde okumanın 3 T olarak da özetlenen telefon, televizyon, tablet bağımlığıyla bir itibar zedelenmesi yaşandığı söylense bile bu sosyal medya araçlarını kültürel aktivite vasıtasına dönüştürebilenleri de görmezden gelemeyiz. Bize hükmeden, bizi kullanan ve kültürel aktivitelerden uzaklaştırıcı bu sosyal araçlardan da uzak durabilmeyi de başarabilmemiz lazımdır.
 
Anne kız metrobüste kitap okuyarak giderken birisi ‘kitap okuma alışkanlığını nasıl kazandırdınız?’ diye sorunca anne şöyle cevap veriyor: Çocuklar dediğimizi değil, yaptıklarımızı uygularlar. Bizim dünyamızdan bir mütefekkir de buna benzer bir beyanında kendi zihni tahayyül dünyasında baba figürünü hep kitap okuyan kimse olarak hatırladığını aktarıyor.

Bazen olumsuzluklardan da ders ve ibret çıkarabilir insan. Daha iyi olmaya azmeder. Geçtiğimiz aylarda bir kitap dağıtım firması (İdefix), satış yaptığı illere göre bir sıralandırma yapmış ve ‘en çok okuyan illeri’ kendi anketinde belirlemiş. İlk 15 içinde bir Bursalı olarak kendi şehrimizi göremeyince üzülmüştüm. İller şöyle sıralanıyordu: Muğla, Ankara, İstanbul, İzmir, Çanakkale, Tunceli, Eskişehir, Edirne, Antalya, Kocaeli, Yalova, Kırklareli, Tekirdağ, Balıkesir ve Aydın. (Veri kaynağı) Biz de en çok okuyan illerimizi anmakla beğenilerimizi sunalım ve bir anlamda takdirle ödüllendirelim ama biz de üzerimize düşen payı alalım.

Tabi maksadı da olmalı okumaların. Aksi takdirde ‘boş okumuşsun’ itabına muhatap olabilir insan. Okuma eylemi kendimizle yüzleşme, geçmişten geleceğe konumumuzu anlamlandırabilme çabasına da vesile olmalı. Yunus’umuz bir gayesi olmayan okumaları ‘kuru emek’ olarak görür. Okumak bilgiçlik taslamak da olmamalı. Bir muhatabımız okuduğu kitaplarının çokluğundan, kütüphanesindeki kitap sayısının fazlalığından dem vurarak sözlerinin doğruluğu ve haklılığı istikametinde bir çıkarım yapıyordu. Okumak kadar anlamak, yorumlamak, analiz ve çıkarımlarda bulunmak hatta anlatmak, paylaşmak ve müzakere etmek/tartışmak da gerekmez mi? İlmin rivayet değil dirayet olduğu hep zikredilmiş yani akılla anlama, zihni çözümleyiş, analiz ve muhakeme yapmanın önemine vurgu yapılmıştır.

Habere tekrar dönecek olursak Brezilya’da mahkumlar için kitap okuma kampanyasını ve belli sayıda kitap okuyanlara ceza indirimini tuttum.  Çok hoşuma giden bir uygulama olarak hafızamda, ‘biz de de modellense ne güzel olur’ diye gıbta ettiğim ve etrafımla paylaştığım bir proje olarak görüyorum. Kişileri ilgilendiği alanlarda yeni yazar ve yayınlarla tanıştırmak, yeni ufuklara açılma imkanı sunmak, bilgi alanlarında kafa yormak zihin çatlatmak önemli ve faydalı bir aktivite olur diye düşünüyorum.

Konuyu açtığım bir arkadaşım ‘bizde mahkumlar bunu daha büyük bir ceza görür ve bir sene daha fazla yatayım bana bu çileyi çektirmeyin derler’ diyerek espriyle karşıladı ama  ben öyle düşünenlerden değilim. Ütopik karşılayanlar ve ‘bizde tutmaz’ diyen bir takım kimseler çıkabilirse de denemekle bir şey kaybetmeyeceğimizi bilakis çok şeyler kazanacağımızı ümit edenlerdenim.

Okumak başlı başına bir ödüldür. En büyüğü kişinin kendinedir.  Sonra ailesine, mesleğine, kurumuna, milletine, sunduğu en kıymetli bir hediyedir ve katma değerdir. Okumak önce kendimizi okumaktır. Evreni okumak, hayat kitabımızı okumak, ilim-fikir sahiplerinin ürünlerini okumaktır. Okumak en büyük şiarımız olmalıdır.  Okumaktan, okutmaktan, düşünmekten, düşündürmekten kaçınmamalıyız. Zira cehaletten, hurafelerden kurtulmak istemeyenden daha cahili yoktur. Bilim çağında akla, fikre mesafeli ve soğuk durmak en büyük nimet ve servet olan akıl yeteneği verilmiş insana yakışmaz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —