Bayram KAYA .................... Edebiyatçı- İlahiyatçı ve Yerel Araştırmacı

Tarih: 06.02.2022 20:52

RECEBİYYE MÜLAHAZALARI

Facebook Twitter Linked-in

Recebiyye Mülahazaları
1443 hicri yılının ‘şühur-i selase’ de denilen üçayların ilki olan Recep (aslı Receb) ayına girmiş bulunuyoruz. Bu aylar ‘mübarek’, bereketli, kutlu, değerli, altın zaman dilimleri demektir. Hatta dini değerlerimizde 4 Haram ( Harem) yani hürmetli kılınan aydan biridir. Bu yüzden Receb-i Şerif (şerefli ay) de denmiştir. 
Yeni girdiğimiz kameri aylardan Recep, halkımız arasında üçaylar olarak bilinen zincirin ilk halkası ve Hicri takvimin 7. ayıdır. Recebiyye ona ait, mensup, onunla ilgili demektir. Yazı ‘Recep ayına dair’ diyerek de okunabilir. Arapça korkmak, saygı duymak, hürmet etmek, tazim göstermek,  riayet etmek manasına gelen bir kelimedir.

İslam tarihinde Recep ayının Cahiliyye döneminde de hürmet edilen aylardan olduğu zikredilir. Onların bu ayda putları için yaptıkları bazı ibadetlerine de recebiyye dendiğini biliyoruz.                 

Recep ayının içinde ayrıca iki ayrı mübarek gece de vardır. Biri melekler tarafından bu ismin verildiği ilk Cuma gecesi Regaib (rağbet edilen lütfu ihsanı bol) gecesidir. Diğeri de 26’sını 27’sine bağlayan gece Mi’rac (uruc, göklere yükselme) mucizesinin vuku bulduğu gecedir.

Kur’an’ımızda Receb kelimesi geçmemekle birlikte haram aylardan bahsedilir ve hürmeti istenir. Peygamber efendimiz  (sav) ise Receb’i de dahil ederek bu ayların isimlerini bize açıklar. 

Kültürümüzde Recep ayına ayların efendisi olan Ramazan-ı şerife bizleri manen hazırlayan bir ay ve ulaştıran bir kapı olarak görülmesi münasebetiyle ayrı bir anlam yüklenmiştir. Sosyal bir olgu olarak da bu ay girince helalleşme hasletine de ayrı bir önem verildiğini biliyoruz.

Üçayların ilki Recep dikme, Şaban sulama, Ramazan hasat ayı olarak da ulemamızca tasvir edilmiştir. 

Arşiv vesikalarında gördüğümüz üzere belgelere tarih kaydı düşülürken ay isimleri açık yazılmamış her harfin bir kısaltması yapılmış. Recebin sembolü olarak ise kelimenin son harfindeki (B) harfi seçilmiştir.

Receb kelimesi dilimizde latinize edilirken sonu (p) harfiyle yazmak yaygınlık kazanmış ama arapça da p harfi yoktur.  

Öteyandan bizde Recep isim olarak verilen aylardan biridir. Muharrem, Recep, Şaban, Ramazan ve Şevval de ad olarak yaşatılan aylardandır. Genellikle bu ayda doğan kişiler için konulduğu görülmekle birlikte o isimdeki büyüklerine hürmeten konulduğuna da rastlanılmaktadır. Hanımlar için Recebiye adını kullanan bölgeler de bulunmaktadır. Recebiye, Recabiye, Recibiye, Recbiye gibi kullanımları da olan bu ismin Balkan muhacirleri kanalıyla ülkemize girdiği ifade edilmektedir.

Edebiyatımızda bu mübarek aydaki iki mübarek gece için regaibiyye miraciyye denilen manzumeler de kaleme alınmış, şiirlerle kudsiyeti dile getirilmeye çalışılmıştır.

İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin 100’ü aşkın eserinden biri de Tuhfe-i Recebiyye’dir. Recep ayı ile ilgili değildir,  Esmaul hüsna şerhidir ama Bursevî’nin Şâm seferi sırasında Şâm vâlisi olan Receb Paşa’ya ithaf etmesi sebebiyle risalesine bu adı verdiği belirtilir. 

2.Abdülhamit döneminde yetişen ve Hicaz’da görev yapan generallerden Eyüp Sabri Paşa'nın Mir'ât-i Haremeyn adlı eserinde (c.II, 103-105) Recep ayının sonlarına doğru Mi’rac gecesini de içine alacak şekilde  peygamber efendimizin (sav kabr-i şeriflerini  ziyaret maksadıyla etraftan gelenlere halk tarafından "Recebiyye" dendiğini beyan eder ve olayı şöyle resmeder: Bunların cümlesi çoluk çocuklarıyla beraber birer hecin devesine binerek ve her kabile fertleri birer de bayrak tedarik ederek reislerini önlerine alıp büyük bir şevk ve ihlasla Harem-i Saadet'e dahil ve mertebe-i nebeviyyenin ayağına yüz sürmek yüce şerefine nail oldukları gün naatlar ve salavat-ı şerifeler okuyarak ve bunların meydana getirdiği tabii bir neticesi olan teessür ve huşu hali ile şehre girerlerdi.

Recebiyye ziyaretçileri Harem-i Saadet'e girmeye yaklaştıklarında bir nebze göz yaşı dökerler ki görenlerin yürekleri kara taş kadar katı olsa bile tuz gibi erir ve öyle bir izdiham ve kalabalık ile vasıl olurlar ki mukaddes Medine-i Münevvere şehri âdeta bu kalabalığı taşıyamayacak derecelere varır. Şehr-i tayyibeye girdikleri andan itibaren üç gün üç gece huzur-ı safa-i peygamberide halka olup tevazu ve huşu içinde ardını arasını kesmeyerek Hazret-i Rasûl-i Kibriya'yı sitayişle medh ederek O'nun peygamberliğini içine alan ve O'na layık bir şekilde gayet suzişli kasideler, ilahiler söylerler ve her bir beyyten sonra; Merhaban bike Ya Muhammed! Merhaban merhaban fî merhaban nakaratını söyleyip hüngür hüngür ağlarlar, Mescid-i Saadet-i Harem-i Şerif içinde oluşturdukları bu ulvi atmosferde o kadar feyiz ve maneviyat yüksek olur ki seyredenlerin Hazret-i Peygamber'e olan muhabbetleri artarak tüyleri ürperir ve her birinin gözlerinden vecd yaşları akar.

Recebiyye taifesinin şehre varışlarının dördüncü günü ki o günün gecesi (Recebin 26’sını 27’sine bağlayan gece) Mirac-ı Nebî'dir-ikindi namazı eda edildikten sonra "Bab-ı Rahme" kapısının bulunduğu alanda güzel süslenmiş bir kürsü konulup üzerine sesi güzel bir zatı çıkarırlar. Bu kişi tahmin edilenin fevkinde bir hüzün ve huşu-ı kalb ile "Miraciyye" okuyup dinleyenlere muhabbet vecd ateşini aşılayarak kürsüden iner. Okuyucu sadece bir kişiden müteşekkildir...

Hz. Peygamber'in ziyaretçilerinin Miraç gecesinde mescid dahilinde sabaha kadar bulunmaları ve ibadet etmeleri geçerli bir kadim gelenekti. Bunlar sabah namazını Şafiî imamına uyarak eda ederler, güneş doğduktan yarım saat kadar sonra tekrar hecin develerine binerek memleketlerine avdet ederlerdi.

Halk arasında Recebiyye taifesini geçirmek, yolcu etmek dahi geçerli bir adab idi. Recebiyye ziyaretçileri şehir surlarının dışına kadar hüzünlü ve kederli aynı zamanda göz yaşları dökerek Medine-i Münevvere'yi terk ederlerdi…’

Her ne olursak olalım öncelikle Rabbimizin kulu ve onun dinine, kitabına ve peygamberine muhatabız. Bu Recep ayı kendimizi oto kontrol altına alma adına bir fırsat bilmek de görevlerimiz arasındadır. 

Recep ayında yaptığı ve güzel alışkanlıklarımızı artırarak, tazeleyerek ayların efendisi Ramazan-ı Şerif’e ulaşabilenler,  tam bir ruhsal arınmayla bu mevsimi tamamlayabilenlere ve dünya ve ahiret bayramlarına ulaşabilenlere ne mutlu!


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —