YAŞAR AKARSLAN
İnegöl’e geldiğim günler Osmanbey caddesinde Rahmetli Metin Çelik’in binasını kiralamış, binanın inşaatının bitmesini bekliyordum. Kiraladığım iş yerimin tam karşısında Rahmetli Kani Akarslan’ın küçük bir koltuk teşhir salonu vardı.
Çalışıyor, çabalıyor, ikisi erkek biri de kız olmak üzere üç evladını büyütmeye gayret ediyordu.
Kani abi gençliğinde çok sıkıntı çekmiş, evlatlarının aynı sıkıntıyı çekmelerine gönlü razı olmuyor bir dediklerini iki etmiyordu.
Bu arada ablam, annem diyeceğim Kani abinin eşi Sevdiye teyzeyle tanıştım. O zamanlar nişanlıydım. Yıl 1979.
Kani abi eşinin çok güzel yemek yaptığını söyleyerek neredeyse her gün beni yemeğe davet ediyordu.
Yalnız olsam ne ise 1979 yılının mayıs ayında annemi kaybetmiştim. Annemi Trabzondaki köyümüzün mezarlığına defnettikten sonra İnegöl'e geldim. Yanım da en küçük Kardeşim geçtiğimiz yıl rahmetli olan Adem ile Trabzonspor’un genç takımında oyun oynamaya başlayan babamın ısrarı ile futbolu bırakıp benimle gelen kardeşim Yasin de vardı.
Üç kardeş yaklaşık 5 ay Özden otelde kaldık.
Kani Akarslan ve ailesi bize o kadar yakın davranıyorlardı ki sanki biz onların evlatlarıydık.
Evlendiğim zamanda hep yanımızda oldular, Sevdiye teyze ve kızı küçük Zülfiye hiçbir zaman eşimi yalnız bırakmadılar. Allah onlardan razı olsun.
İşte Yaşar’ı o günler tanımıştım, şımarık, söz dinlemeyen, başına buyruk biri oldu çıktı.
Fakat her şey bir yana pırlanta gibi bir kalbi vardı.
İnegölspor sevdalısı, sosyal faaliyetlerde yer alan, siyaseti seven biriydi.
Herkesle dosttu. Sevmeyeni var mıydı, inanın bilmiyorum.
Kalpten rahatsız olduğumu bildiği için sürekli beni arar, abi nasılsın kendine iyi bak derdi.
Oysa Yaşar’ın sağlık durumu benden kötüydü ama o kendisini düşünmüyor benim halimi hatırımı soruyordu.
Sanırım bir yıl önce ayağını bilek kısmından kesmeye karar verdiler, bana söylediğinde çok üzülmüştüm.
Oysa sevgili Yaşar öyle bir teslimiyet içerisinde idi ki, Abi Allah’tan gelen başım üstüne, yapacak bir şey yok dedi. Birkaç gün sonra da ayak bileğinden kestiler.
Bundan bir ay önce idi yine beni aradı abi nasılsın, kendine dikkat et ve devamında da abi ayağımı kestiler. Biliyorum Yaşar niye ikide bir söylüyorsun dedim.
Abi bunu bilmiyorsun daha yeni dün kestiler, bu sefer de diz kapağımın üstüne kadar dedi ve ben kendimi tutamadım hıçkırıklarla ağlamaya başladım.
O ise sanki hiçbir şey olmamış gibi Abi niye üzülüyorsun, teknoloji o kadar gelişti ki protez taktırırım, olur biter. Hem sonra bunlar bana yazılmışsa olacak abi diyordu.
Bu ne inanç, bu ne bağlılık, bu ne teslimiyet, sevgili Yaşar'dan hiç böyle bir söz beklemiyordum.
Dış dünyası ile iç dünyası çok farklı biriydi.
Her defasında bana kendine iyi bak diyordu ama kendisi sağlığına hiç dikkat etmiyor, umursamıyordu.
Dün sabah eşim çalışma odama geldi Mehmet Yaşar rahmetli olmuş dedi. Son derece üzüldüm.
Bir film şeridi gibi Akarslan ailesinin bize yaptığı iyilikler gözümün önünden geçti.
Yaşar her gördüğünde bana takılırdı. Arkadaşlarına siz Mehmet abiyi bilmezsiniz Türkçe konuşmasını burada öğrendi. Bir gün eşyalarını taşıtmak için bana, Yaşar bir gaşga çağırsana dedi. Kendisine gaşga nedir dedim, meğer at arabasıymış.
Bu takılma yıllarca sürüp gitti.
Keşke sağ olsaydı da devam etseydi.
Son görevimi yapmak üzere camiye gittim. Kardeşi Zülfiye bana sarılarak ağlamaya başladık. Abi kimsem kalmadı dedi. Haklıydı da. Önce Kani abiyi, sonra Sevdiye teyzeyi daha sonra Yılmazı ve şimdi de Yaşar'ı ebediyete uğurluyordu.
Allah hepsine rahmetiyle muamele etsin. Mekanları cennet olsun. Biz sizden razıydık. Allah’ta razı olsun inşallah.
Akarslan ailesine bir kez daha başsağlığı diliyorum.